gastronomişehri,

Lviv Konsept Restoran&Cafeler - Lviv Emotional Restaurant City

08:55 yesimdusova 0 Comments




Lviv Emotional Restaurant City - Lviv Mutfağı - Nerede Ne Yenir?

Şehirde birbirinden ilginç konseptlere sahip, farklı restoran ve cafelere rastlayabilirsiniz. Bazıları oldukça ünlü ve şehirde mutlaka yapılması gereken aktiviteler içinde:) Hiçbir şehirde restoran gezmemiştim ancak burası Lviv, şehrin teması konsept restoran zincirleri. Şehir merkezinden başlayarak, çok uzaklaşmadan hepsini deneyebilirsiniz.

Lviv Gezilecek yerleri merak ediyorsanız, Lviv Gezi Notları - Lviv Jazz Festivali yazısını okuyabilirsiniz.


Lviv Coffee Manufacture - Şehrin en büyük kahve üreticisi - Kahve Dükkanı
Kahvenin Avrupa'ya ve Lviv'e nasıl taşınıdığına dair bir şehir efsanesi anlatılmaktadır. Lviv doğumlu Jerzy Franciszek Kulczyki, II. Viyana kuşatması sırasında kılık değiştirerek Osmanlı ordusuna sızıyor. Osmanlı ordusu geri çekilince bıraktığı 300 çuval kahve çekirdekleri de kendisine ödül olarak hediye ediliyor. Viyanada açtığı kahve evinin ardından, doğduğu şehre geri dönerek kahve kültürünü buraya taşımış. Kopalnyka Kavy (Kahve Madeni) adını taşıyan bu kahve dükkanı, gerçekten bir yer altı mahzenine sahip, şehrin dokusuna yakışır bir yer. Osmanlı'dan öğrenildiği düşünülen Türk usulü kahve pişirmeye devam ediyorlar.

Rynok meydanındaki cafenin kapısından içeri girer girmez büyüleyici kahve kokusunu alıyorsunuz. Girişte kahve çekirdekleri öğütülerek, gram olarak satılıyor. Koskoca bir binaya yayılan, hediyelik eşya ve kahve satan aynı zamanda bu deneyimi tecrübe etmeyi sağlayan madencilik temalı bir kahve dükkanı. İçeriye doğru ilerledikçe, sonu görünmeyen cafeye bayılıyorsunuz. Kahve kokusundan başınız dönmüşken, merdivenlerden aşağıya inerek, maden kısmına iniyorsunuz. Kömür madenlerini andıran konsepti ile iç içe geçmiş karanlık odalar, bol sis ve zayıf ışıklandırma ile ortam sizi içine çekerken, bir yandan ürperip, tedirgin oluyorsunuz. Daha gitmeli miyim, burada ne var diye merak duygusu peşinizi bırakmıyor. Merdivenden inerken, yer altında kafanızı biryerlere çarpmamanız için baret veriyorlar. Kahvenizi burda yudumlamak isterseniz, size alevli bir show yapıyorlar. Miners Coffee - Sealed Coffee kahvesini tercih edersiniz, kahveniz metal bir bardakta bol köpükle, üzeri şeker kaplanmış olarak geliyor. Garson elinde torsch un büyüğü ile gelerek alevle kahvenizin üzerindeki şekeri karamelize ediyor. Ortam bayağı ısınıyor:) Diğer kahvelerine de farklı isimler vererek, değişik tadlar sunuyorlar. Lviv Style Coffee ise bildiğimiz türk kahvesi, sadece daha büyük bir bardakta sunuluyor.
Arka bahçesinde Jazz konserleri düzenleniyor. Gidince cafeden konser saatlerini inceleyerek, plan yapabilirsiniz.

Kendinize ve sevdiklerinize kahve almayı ihmal etmeyin. Sabah kahvesi, bayan kahvesi gibi kahvelerin yapılarına göre farklı isimler vererek, paketliyorlar. Çekirdek kahveleri istediğiniz kadar çektirme ya da çekirdek olarak alma şansınızda var. Eve getirdiğimiz kahve kokusu ile hala başımızı döndürüyordu.



Svit Kavy na Rynku - Kahve Dükkanı
Rynok meydanı üzerinde, küçük ve şirin bir yer. Dünya'nın dört bir yanından gelen kahve çekirdeklerini satıyor. Bira içmekten sıkıldıysanız ya da ufak bir mola verip, biraz meydanı seyredelim diyorsanız hemen uğrayın. İç tasarımı ve kahveleri başarılı ancak tatlılarını sevemedik. Tart hamuru çok yağlı ve genelde tatlılarının üzerinde kocaman bir krema katmanı bulunuyordu. Görüntüye aldanmayın! (2 cappuccino+tatlı; 122 UAH)


Virmenka - Best Coffee House of Lviv
70 lerin sonu 90 ların başına kadar bu cafe sanatçıların, artistlerin, müzisyenlerin buluşma noktası olarak geçmektedir. Kahvenin Türk usulü cezve ile pişirildiği efsanevi kahve dükkanlarından biri. Kahve likör ve tatlı ile sunuluyor. Yeri tabiki Virmenska sokağında:)


Cukor - Цукор - Kahvaltı
Şehirde 2 farklı noktada bulunuyor. Bir tanesi Rynok meydanın alt sokaklarında iken, diğeri Svobody ave caddesinin diğer tarafnda kalıyor ve biraz daha büyük. Özellikle Lviv de yapabileceğiniz en iyi kahvaltı diyebilirim. Yumurta ve pancake seçenekleri ile bizim damak tadımıza en yakın kahvaltı seçeneği! Siyah bir penguen logosu var ve hesabı öderken size birde sticker hediye ediyorlar, ufak bir hatıra oluyor:) Avokadolu krep ve yabanmersinli, beyaz çikolatalı pancake kesinlikle favorilerimiz arasında! Beyaz çikolatayı normalde sevmem ama çikolatanın tatlılığı, tabaktaki renkler ve lezzet mükemmel! Burada kahvaltı yapmadan dönmeyin! (Çay, kahve, birer porsiyon yemek ile 200 UAH ödüyoruz.)


Baczowski Restorant - Ресторація Бачевських - Et Restoranı ve Kahvalt
Hafta sonları kapı önünde uzun kuyruklar var ise doğru yerdesiniz:) Çok sevimli ve güzel dekore edilmiş arka bahçesi ve ihtişamlı üst katı ile Lviv de ün yapmış bir et restoranı. Özellikle sabah 8 de başlayan açık büfe kahvaltısı ile meşhur. Açık büfe kahvaltı kişi başı 120 UAH. Rezervasyon almıyorlar, içeriden çıkan oldukça girebiliyorsunuz. Kahvaltıda çok birşey yok ancak Baczowski nin bahçesi büyüleyici. Cam ve aynalarla çevrili yemyeşil bir bahçe, birde canlı olarak piyano çalınınca restoran dikkat çekiyor. Omlet listesine adınızı yazdırmayı unutmayın, size güzel bir omlet hazırlıyorlar. Gizli bir bahçede muhabbet kuşlarıyla beraber huzurlu ve keyifli bir kahvaltı sizi bekliyor:)

Akşam yemeği için; Ördek eti, kaz ciğeri ve et tercih edebilirsiniz. Grilled beef sipariş ettik ve garnitürle beraber sunuldu. Özel bir sosu yoktu. Et çok özel bir lezzet değildi. Foi grass (kaz ciğeri), patates püresi ile sunulmuştu ve etten daha lezzetliydi:) Püre bizim damak tadımıza göre biraz daha koyu bir kıvama ve ağır bir tada sahipti. İki kişilik akşam yemeğine 650 UAH ödedik.




Mons Pius - Монс Піус -Et Restoranı
Lviv in açık ara en iyi et restoranı. Fiyatlar diğer et restoranlarının üzerinde olsa da çok başarılı. Sosları, etlerinin tadı ile farklarını anlıyorsunuz. Şehirde özel bir gece geçirmek istiyorsanız, Mons Pius bahçesi diyorum. Kilisenin yanından girilen bahçesinden ve Virmenska cad. üzerinden restorana giriş yapabiliyorsunuz. Çiçeklerle bezenmiş sokak lambaları ve kırmızı çiçeklerle bezenmiş evin bahçesinden restorana girerken büyüleniyorsunuz. Restoranın bahçesinin bir kısmı evlere baktığı için akşam belli bir saatten sonra bahçedeki masaları kapatıp, balkonlarında ağırlıyorlar. Yediğimiz en iyi etti.
Newyork style dry aged beef, en 400 g olarak satıyorlar. (100 g et 130 UAH)
Steak salad with poached egg, salatası da poşe yumurta ve steak et ile sunuluyor. Avokado, yumurta ve et harika bir üçlü!



The Firs Lviv Grill Restorant of Meat and Justice -Et Restoranı
Burası Bernardine kilisenin arkasındaki surların içinde kalan ortaçağ işkence aletlerini konu alan bir ocakbaşı restoranı:) Etler kapı girişinde kömürde pişiriliyor, ortalık duman. Etleri abartı lezzetli olmamakla birlikte, zaman zaman içeride işkence aletlerinde şovlar yapılıyor. Bir anda müzik verilerek, aksiyon başlıyor:) İki kişi 2 tane Rib steak + içecekler ile 641 UAH gibi bir ücret ödüyoruz. 




Atlas - Атляс - Restorant
Rynok meydanının köşesinde, festival sahnesinin dibinde meydana bakan bahçesi ve acayip güzel bir dokuya sahip iç mimarisi ile burayı çok sevdim. Festival zamanı konserler başlayınca masa bulmanız oldukça zor:) Menüde Borsch çorbası, pancar salatası, tavuk ve ördek eti bulabilirsiniz. Borsch çorbası etli ve pancarlı değişik ve güzel bir çorba. Çorba içindeki eti de size soruyorlar. Etleri genelde, elma, portakal gibi tatlı soslarla sunuyorlar ki çok yakışıyor. Beetroot (pancar) salatası da ince ince doğranmış, turşu kıvamında ve çok lezzetliydi. Bizde çok yaygın olmamakla birlikte, çok beğendim.


Cabinet - Cafe
Arsenal müzesi civarında surların karışından, Harry Potter film setine ufak bir ziyaret yapıyormuşsunuz gibi. Burası filmdeki kütüphaneyi anımsatıyor. Dönen merdivenle üst katına çıkıyorsunuz, etrafınız kitaplar ve baykuş kafesleri ile çevrelenmiş, konsept bir restoran. Tatlı ve atıştırmalık birşeyler tercih ederek, fotoğrafik bu mekanda keyifle zaman geçirebilirsiniz. Lviv deki çok kremalı tatlıları sevmediğim için tatlıya en yakın gelen ‘Symiki’ peynirleri pudra şekeri ile çaynıza eşlik edebilir.


Lviv Galician Cheese Cake and Strudel Bakery - Львівські пляцки - Tatlı
Rynok meydanında, vitrininde biskolata adamların (o kadar kaslı değiller:)) hamurla şovlar yaptığı, şehrin strudel i ile ünlenmiş fırını. Tatlı seçeneklerin yanında, ıspanaklı gibi tuzlu strudel de yapıyorlar. Strudel ve cheesecake inizi alınca, tezgah önünde duran tencerelerdeki çılgın soslarla tatlınızı (vişneli, çikolatalı soslar) /tuzlunuzu (sarımsaklı ve domatesli soslar) tatlandırıyorsunuz. Biraz daha kalori almamız lazım dimi:) Öyle sempatik bir mekan ki, oyuncakmış gibi birçok şey.. Cheesecake konusunda başarılı değiller, kek kıvamındaydı. Çay konusunda burada zorlanmıyorsunuz, her yerde evimdeymiş gibi koca demliklerde yeşil çay içtim. Tatlıları tartarak, gramajına göre satıyorlar.

Bubble Waffle - Tatlı
Rynok meydanında, ufak bir dükkan. Bubble ismi waffle ın tarzından geliyor. Waffle hamuru, baloncuklardan oluşuyor ve baloncukların içi krema ya da nutella ile doldurularak pişiriliyor:) İçerisine dondurma ve taze meyveler sararak waffle ı hazırlıyorlar. Sadece hamuru bile bayıla bayıla yenir! Konser arasında iyi gidiyor:)

Pravda Beer Theatre - ПРАВДА - Bira Evi
Rynok Maydanında, en kalabalık köşede yer alıyor. 2 katlı binası ve kapı önündeki masaları ile şehri izleyebileceğiniz güzel bir nokta. Kısa bir mola ya da uzun uzun, şehrin seslerini dinleyebilirsiniz.

8 farklı ülkeden brewing expertlerinin açtığı, farklı biraları deneyimleyerek, alıs-veriş yapabileceğiniz özel bir biraevi. Kendilerine has belirledikleri mayalandırma yöntemleri ile filtreleyerek üretiyorlarmış. Açılalı 2 yıl olmuş ve 9 tane ödül kazanmışlar. Kendilerine ait özel bir orkestraları var, sitelerinden ve bira evinden saatlerini kontrol edebilirsiniz.

Sloganları çok güzel 'Our city deserves it, as we do' / Bizim yaptığımız gibi şehrimiz bunu hakediyor!

Kumpel - Ресторан-пивоварня Кумпель - Bira Evi
Şehrin en tanınmış restoran zinciri (Baczewski Res. bu grupta) ve birası! Açıktan koyuya farklı çeşit biralarını mutlaka denemelisiniz, kolay içimli ve güzel biraları var. Burasu Bernardine Kilisenin arkasındaki surların karşısında, Pinzel müzesinin yanında, bahçeli bir yer. Bahçedeki koltuk konseptini sevmesemde restoranın içindeki bira tankları oldukça ilgi çekici. Tadım yapabilmeniz için ufak boyutlarda farklı biralarını sunuyorlar. Lviv de yediğim tatlılar nedense beni çok mutlu etmiyor. Viyana usulü Zacher Cake yiyorum, çikolatalı bir krema var ancak başarılı bir pasta değil. Ancak Lviv de çay sunumu çok keyifli. Kendinize bir çay takımı almak istiyorsun
uz:)


Champagneria X&X - Шампанерія -Atıştırmalık ve Şampanya
Virmenska Cadde üzerinde birbirinden renkli ve güzel restoranlar bulunmaktadır. Burayı da hem atıştırmalık hem de keyifli birer kadeh şampanya içmek için tavsiye ediyorum. Odessa yerli şampanyalarını tatabilirsiniz. Kadeh tokuşturarak minik bir kutlama yapabilirsiniz. Burasını çok sevdik, şampanyanın yanına tercih edeceğiniz peynir tabağı (gül reçeli, bal, üzüm, çilek ve 4 farklı peynir eşliğinde) ile atıştırabilirsiniz. Menüde denemek istediğimiz Adjarian (peynirli,  etli, tavuklu seçenekleri ile pide) ve özel soslileri için her geçişimizde uğrayıp menünün tamamını tattık:) Sosislerinin içinde ne vardı pek güvenemesemde, Adjarian oldukça başarılı!

Open - Sağlıklı Beslenme
Eeee sağlıklı beslenmek isteyen yok mu bu şehirde derseniz. Sağlıklı beslenme adında, smothie, meyve, sebze vs. aradığınız bütün temiz beslenmes yiyeceklerini bulabilirsiniz. Açık büfe bir self-servis hizmet sunan restoran şehrin diğer restoranlarından ayrılarak daha modern ve günümüze ait bir duruşu var. Şehrin dokusundan her ne kadar uzaklaşmış olsa da beslenme tarzına bağlı olarak tercih edilebilecekbir yer. Şehirdeki birçok bol şekerli ve kremalı tatlılara inat herşey daha doğal. Latin Katedralinin arka tarafında kalıyor. 

Drunk Cherry - П'яна Вишня - Vişne Likörü
Bu dükkanı Rynok meydanına gelir gelmez tanıyacaksınız:) Özellikle akşamları kapısının önü oldukça kalabalık. Burası vişne likörü satan, oldukça da lezzetli likör içebileceğiniz, kapı önünde takılmalık ufak bir mekan. İçkinizi alıp, kapı önünde içebiliyorsunuz. İçeride kocaman bir avize ve vişne likörü dolu! Hediye bile getirebilirsiniz, çok sempatik bir mekan.



Gas Lamb - Гасова лямпа
Ihnacyi Lukasiewicz Avrupa'da ilk gaz lambasını kesfeden kişidir. Aslında ham petrolün işlenmesini ve kerosen (gaz lambasına doldurulan yakıt:)) lambaları keşfediyor. Cafenin girişinde laboratuvar gibi kocaman bir alana rengarenk likör şişeleri dizilmiş ve hediye edilmeyi bekliyor. Bir taraftada cafeye giriş yapabiliyorsunuz. Yeni bir konsept ve büyüleyici bir dünya sizi bekliyor. Her yer gaz lambaları ile çevrelenmiş. Şehrin önemli anıtlarından biri de bu cafenin dış duvarına gizlenmiş durumda (
…. ) . Müşterilerle sürekli ilgilenen bir amca var ve gelip sizinle anıtın yanında fotoğraf çekiliyor, güleryüzlü ve misafirperver. Gaz lambaları ile süslenmiş bu restoran aslında likörleriyle ünlü. Burada likör içmeden dönmeyin! Hatta çakır keyif olana kadar likör test edebilirsiniz. Nasıl olsa siz birbirinden değişik tatları denerken, alkolün etkisini anlamayacasınız :) Biz onuda tadalım bunu da tadalım diye deney tüplerini koklayıp, test ettikçe yüzümüzdeki gülümsemenin büyüdüğünü, kahkahalarımızın arttığını anlayınca, kalkma zamanı gelmiş dedik:) Deney tüplerinde set halinde gelen birbirinden farklı aromaya sahip likörlerini deneyebiliyorsunuz (400 ml - 190 UAH). Tarçın, kekik, nane, böğürtlen, çilek, limon, kahve aklınıza ne gelirse bütün aromaların likörlerini deneyebiliyorsunuz.
Likörün yanısıra Kvas ekmek mayasından yapılan alkolsuz fermente içeceklerinide deneyeblirsiniz.


The House of Legend  
Şehrin efsanesini yansıtan bir cafe, zaman içinde artan baca temizleme ihtiyacıyla, baca temizleyicisi, arabasını binanın tepesine parlederek, şehrin trafiğini kolayca atlatmaktadır. Gece olunca ve herkes uykuya dalınca Lviv in sisi şehrin efsaneleri korumaktadır..

Şehrin en eğlenceli emotional cafe lerinden biri. Binanın dışı kendi karakterini yansıtarak dikkat çekse de içerisi ve terası ayrı bir dünya. Şehrin farklı noktalarında görebileceğiniz anıtlardan bir tanesi de burada bulunuyor. Evin bacasına tünemiş bir adam, ‘Monument of Chinny Sweep’ şehri seyrediyor. Terasta bulunan helikopter-araba hibrit yapısı bir an kanatlanıp uçsa, sizi şehrin üzerinden alıp götürse, diyar diyar gezdirse diyorsunuz. Tabi bu noktada fotoğraf çekilmek isteyen çok kişi var. Arabanın kapıları açılarak, sizi hayal dünyanızın ötesine götürmeye hazır. Tek problem hareket etmiyor:) Her odasında ayrı bir konsept ve eğlence sizi bekliyor. Biralarının ve yemeklerin keyfini farklı bir dünyayı deneyimlerek çıkarabilizsiniz.
Tualete girip kapıyı kapatınca, iki adam kapıdaki ekranda belirip, sizi gösterip gülmeye başlıyor! Aman Allah’ım yoksa izleniyor muyum:) Bir an korkup, endişeleniyorsunuz:)


Lviv Handmade Chocolate - Львівська Майстерня Шоколаду

Rynok Meydanı çıkışlarından biri sizi bu müthiş çikolata dükkanının önüne atıveriyor.Daha giriş katında, akan sıcak çikolatalar, hazırlanan fındıklık, fıstıklı çikolataları görünce heyecanlanıyorsunuz. Ufacık ahşap merdivenlerini çıkarken, her katta ayrı bir lezzetle ve çikolata tarzıyla karşılaşıyorsunuz. Bar kapılarından kendinizi çikolata salonuna atıp, kat boyunca ne yesek, ne alsak diye düşünmeden edemiyorsunuz. Böyle 2-3 kat çıkıyorsunuz. Çikolata ambajlarıda öyle sevimli ve özenli ki.. Bir çatısı var, evinizden daha rahat görünüyor:) Dantel masa örtüleri, sıcak atmosferi ve çatı katıyla orda uzun süre kalmayı göze alıyorsunuz:) Neyse, çok uzatmadan sıcak çikolatası, çikolata fondüleri ve yanınızda torbayla götürmek isteyeceğiniz çikolataları ile başınızı döndürecek bir çikolata dükkanı. Uğramadan geçmeyin.
Ben sıcak çikolatasını daha yoğun ve doygun bekliyordum, bitteri çok hafif geldi. Daha sütlü çikolataları var. Damak tadı tabi, yoğun seviyorsanız beklentiyi yüksek tutmayın;)


Lviv Gastronomi : Denemeden dönmeyecekleriniz!

Borsch Çorbası: etli, sebzeli ve pancarlı güzel bir çorba, bazı yerlerde ekmek içinde sunulurken, birçok yerde bulabilirsiniz.

Adjarian: Pide - Champagne X&X da deneyebilirsiniz. 

Vareniki: Ukraynaya özgü, mayasız hamurdan yapılan mantı

Khinkhali: Farklı bir katalama yapılan büyük bir mantı. Mantı bohça şeklinde kapatılıyor.

Kvas: Ekmek mayasından fermente edilerek hazırlanan alkolsüz bir içecek.

Uzvar: Kurutulmuş meyvelerden elde edilen yumuşak bir içecek (alkolsüz), tadı biraz böyle tütsülenmiş gibi.. 500 ml sürahilerde sunuyorlar. 

Galicia: Bizim şişelenmiş meyve suları gibi meyve özütünden yapılmış bir içecek biraz daha sulu ve az şekerli

Symiki: cottage cheese - yumuşak süzme peynir tadında bir peynir kızartılarak, bal ve reçelle sunuluyor. Tatlı olarak tercih edebileceğiniz güzel bir alternatif. Mutlaka tadın!

Lviv Konsept Restoranları
  1. Lviv Coffee Manufacture - Madencilik konusunu ele almıştır.
  2. Cabinet - Harry Potter Kütüphanesini konu almıştır.
  3. Gas Lamb - Гасова лямпаv - Gaz lambalarını konu alan, likörleri ile ünlü bir restoran
  4. The House of Legend  - Şehrin efsanevi restoranı, baca temizleyicisi konu almıştır.
  5. Lviv Handmade Chocolate - Çikolata fabrikası
  6. Lviv Masoch Cafe - Mazoşizm hakkındaki erotik eserleri kendine konu almıştır.
  7. Kryyivka - Underground Bunker - Yeraltı savaç tapınağı düzeni eski döneme ait mistik havası ile savaş dönemini konu almıştır.
  8. The Firs Lviv Grill Restorant of Meat and Justice - İşkence aletleri ile dekore edilmiş ve showlarıyla bunu konu almıştır.
  9. Lviv Galician Cheese Cake and Strudel Bakery - Tarihi fırın
  10. Pravda Beer Theatre - Bira evi
  11. Kumpel - Ресторан - Bira evi
  12. Drunk Cherry - П'яна Вишня - Vişne Likörü
24-28 Haziran 2017

0 yorum:

gastronomişehri,

Lviv Gezi Notları - Lviv Jazz Festivali - Müzigin ve Yemegin Şehri

23:30 yesimdusova 0 Comments


Just Lviv it! / SadeceYaşa.. 

Lviv Emotional Restaurant City - yani heyecanlı/konsept restorantların bulunduğu eğlenceli bir şehir. Ukrayna’dan biraz soyutlanmış, kendi karakteri ve ruhu olan eğlenceli bir şehir. Güzel kızları, anlatılanları bir kenara koyup, kendinize gastronomik ve sanat dolu birkaç gün hediye edebilirsiniz. Üstelik vize olmadığı için hemen plan yapabilirsiniz.

Şehirde turistik noktalardan çok, yemek tavsiyeleri vermek daha doğru:) Çok fazla müze gezebileceğiniz, farklı eserler görüp, uzun uzun müzelere vakit ayırabileceğiniz bir şehir değil. Tam tersi, bol bol dışarıda vakit geçirip, cafelerde keyif yapabileceğiniz bir yer:)

Lviv, baharda gidilecek, sokaklarında gezilip, tıka basa yenilecek bir şehir. Ukrayna, sıcaklık olarak Türkiye’den oldukça soğuk biryer, bahar için bile bize üşüyebilirsiniz demişlerdi ki, şansımıza hava çok sıcaktı. İnce bir hırka ile seyahat edilebilir durumdaydı. Ukrayna’nın en batısında, Polonya sınırına 75 km mesafede bulunan bu ufacık şehir (Şehrin en uzak noktası 15-20 dk yürüme mesafesinde:) Köşeyi dönüp, istedğiniz noktaya ulaşabiliyorsunuz.), yüzyıllardır ayakta durmak için savaş vermiş. Biraz Sovyet etkisi, biraz Avrupa havası ile arada kalmış bir şehir. Şehirde yerleşim 1256 yılında başlayarak, şimdi High Castle dedikleri alana kurulmuş ve şehrin etrafı surlarla çevrilerek, Galicia-Volyhynia olarak anılmaktaymış. Bu dönemde kurulan ve şehrin kralının vaftiz edildiği kilise ise hale korunmaktadır. Şehir Baltık denizi ve Karadeniz arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunduğundan şehirde Karadenizden getirilen ürünler satılmaktaymış. Şuan ki sokaklara, eskiden o sokaklarda satılan ürünlerin adı verilmiş. Yıllar içinde şehir Macaristan, Avusturya, Rusya, Polonya, Nazi-Almanyası ve Ukrayna eğemenliğine girerek, tarih sayfalarından fazla zarar görmeden, dokusunu koruyup, farklı kültürlerden beslenerek, gelişmiş. Şehrin acayip bir enerjisi var, sürekli etkinlikler, konserler, gösteriler var. Bu kadar ufak bir şehre, bu kadar etkinlik nasıl sığıyor?

Lviv'de nerede ne yemeli ile ilgileniyorsanız, Lviv Konsept Restoran&Cafeler - Lviv Emotional Restourant City yazısını okuyabilirsiniz.

Bizim gittiğimiz dönemde, Jazz Festivali vardı. Gitmeyi planladığınız dönemde, şehirdeki etkinlikleri mutlaka araştırın. Kahve Festivali, peynir ve şarap, çikolata festivali  gibi yıl içinde farklı festivaller düzenlenmektedir. Şehirde birlik ve bütünlük var, normalde her kafenin ve restoranın kendi Jazz grupları var ve belirli saatlerde, canlı müzik dinleme şansını yakalayabiliyorsunuz. Ancak Jazz Festivali boyunca, bütün restorantlar etkinliklerini iptal etmişti. Herkes şehrin içinde bir bütün olarak, bir şehir ruhu oluşturuyor. Müzik dolu bir şehir, her köşe başında ayrı bir grup ya da bireysel olarak müzik yapılıyor. Festival dönemi yine sokak müzisyenlerinde azalma oluyor. Ayrıca Opera, bale ve gösteriler şehirde kapalı gişe oynuyor. Herkes süslenip, opera binasındaki yerini alıyor.


Lviv'e Ne Zaman Gidilmeli/ Ne kadar Kalınmalı?

Bence bahar ve yaz aylarında tercih etmekte fayda var, sokakta hayat olan bir şehir. Şehrin her bir köşesinde çalan müzikleri dinlemek, sokaklarda oturup, keyif yapmak için uygun bir zaman. Kış aylarında çok soguk olduğu da söylenmekte. Siz yine de ben soğuk severim, kışını görelim derseniz, tercih sizindir:) Şehirdeki etkinlikleri takip ederek, etkinlik döneminde de gitmeyi tercih edebilirsiniz. Şehir merkezinde konaklayarak, heryere yürüyerek gidebilirsiniz. Gastronomi ve müzik üzerine kurgulanan şehirde 2-2.5 gün kalmak yeterli olur. Biz festivale katılmak ve şehri yaşamak için 4 gece konakladık. 

Lviv Jazz Festivali - Alfa Jazz Festivali 
Her sene Haziran ayında düzenlenen Jazz festivali şehrin en sevilen ve büyük organizasyonlarından biri. Şehrin sokaklarını dolduran müzik büyük bir çoşkuyla karşılanıyor. Festival şehir merkezinde 2 ana noktada ve akşamları da büyük bir konser alanında özel konserler şeklinde düzenleniyor. Gündüz Rynok meydanı ve Potocki Sarayı bahçesinde 2 farklı noktada peşeşe, ücretsiz konserler düzenleniyor. 2017 baharında, İlhan Erşahin Türkiye’den katılan sanatçıydı. Onun dışında Dünya’nın farklı yerlerinden gelen sanatçılar vardı. Çok güzel konserler dinleme fırsatı yakaladık. Akşamları Bohdan Khmelnytskyi Culture Park ta yer alan sahnede düzenlenen konserlere bilet satılıyordu, biraz geç kalmıştık. Buika gibi güçlü sesleri akşam konserlerinde ağırladılar. Şehrin sokaklarında yankılanan Jazz müzik, keyifle vakit geçirmemize sebep oldu. Gittiğiniz şehirde bir etkinliğe katılmak, kendinizi oraya aitmiş gibi hissettirerek, şehri yaşamanızı sağlıyor.


Lviv Nasıl Bir Şehir?

Halkın çoğunluğunu, Ukraynalılar ve Ermenilerin oluşturduğu, Ukraynaca konuşulan bir şehir. Kiril alfabesi kullanmaktalar ve bir çok yerde Latin harfleri ile yazılımıda bulunmaktadır. Kendi para birimi Grivna yı (UAH) kullanmaktalar. 1 TL= 7 Grivna olup, Tükiye’den ucuz bir ülkeye gidip, rahatça para harcamanın keyfini yaşayabilirsiniz:) 

Lviv de şehir merkezinde gezerken, heryere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Daha uzak noktalar için troleybüs tercih edebilirsiniz. Şehir haritası ve rehberi için mutlaka turist information a uğramalısınız. Rynok Square da belediye binasının içinde bir tane bulunmaktadır. Kapının önünde Vodafone uygulaması ile bisiklet kiralayabilirsiniz. 

Ukrayna'ya Vizesiz Giriş ve 2017 sonrası yeni kimlikle giriş

Ukrayna ya vize yok. Pasaportunuz ile direk giriş yapabiliyorsunuz. 2017 sonrası gelen uygulama ile yeni aldığınız kimlik kartınız ile de pasaportsuz giriş-çıkış yapabiliyorsunuz. Biz uygulamanın ilk zamanlarında gittik. Öncelikle bütün kimlikle gelenleri bekletip, bir form doldurup o şekilde ülkeye giriş yapmasına izin verdiler. Pasaport kontrolündeki kadınların bazıları bu işlemle ilgilenmek yerine, herkesi biraraya toplamayı tercih ettiler. Türkiye'de havalimanında kimlikle ya da pasaportla vizesiz bir ülkeye gidiyorsanız, öncelikle ayrı bir bankodan onay almanız gerekiyor.

Havalimanından Şehre Ulaşım;

Havalimanından 9 numaralı troleybüs şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Burdan aktarma ile ya da yürüyerek merkeze ulaşabilirsiniz. Otobüs/Troleybüs bileti kişi başı 2 Grivna. Troleybüs ile şehre yarım saatte gelebiliyorsunuz. Dönem dönem şehir içindeki yol çalışmaları sebebiyle, bazı yolları kapatıyorlar ve uzun süre beklemek zorunda kalabiliyorsunuz. Taksiciler, çıkış kapısında sıralanmış durumda ve 200 Grivnaya şehir merkezine götürüyorlar. Aceleniz yok ise bekleyebilirsiniz. Ayrıca bir noktada aktarma yaparsanız, 1-2-10 numaralı troleybüsler Rynok meydanından geçmektedir. 9 nolu Troleybüsün son durağı, Ivan Franko Lviv National Universitesi ile I.Franko parkı arasındadır. Burdan şehir merkezi yaklaşık 10 dk yürüme mesafesindedir. 

Şehir Planı:

Bir şehri keşfetmeden önce notlar alırken, adresleri google maps üzerinden yıldızlıyorum. Harita offline olarak çalışarak, GPS bana yol gösteriyor. Gittiğim noktalarda etrafımda nereleri işaretlemişim görebiliyorum ve ulaşımım kolay oluyor. Şehirde bilmeniz gereken 2 nokta var. 1. Rynok Square (Belediye binasının ve City Hall Tower’ın yer aldığı) şehrin merkezinde, ve her yolun buraya bir şekilde çıktığı ünlü meydanı. 2. nokta ise Opera House, nehir üzerine kurulan, önünde kocaman bir fıskiye bulunan ve kapalı bir yürüyüş alanına sahip olan Svobody Avenue (Cadde) yer aldığı cadde. 


Lviv de Konaklama:

Konaklama için şehir merkezine yakın noktaları tercih etmenizi tavsiye ederim. Tam Rynok Square etrafında yer bulamasanız bile, buraya yürüyüş mesafesinde yerler tercih etmelisiniz. Şehirde çok fazla hostel ve apartman kiralanmakta, bu noktalardaki temizlik anlayışı ne yazık ki zayıf. Biz booking ten çok beğendiğimiz bir daire ayarlamıştık yorumları çok iyi olmasına rağmen, bizim içimize çok sinen bir yer olmadı. Şehirde az otel bulunduğu için konaklamanızı önceden ayarlamalısınız. Air bnb de iyi bir seçenek olabilir, kendilerinin müşteri memnuniyeti anlayışı iyi olduğu için size hızla geri dönerek, memnun olmadığınız durumda yerinizi değiştrebiliyorlar.


Rynok Meydanı - площа Ринок

Adı geçen birçok restoran ve cafe Rynok meydanında bulunmaktadır. Restorantların isimlerinin bazıları ingilizce iken birçoğu Ukraynaca (kiril alfabesi ile) yazmaktadır. Harfleri benzeterek, tahminlerde bulunabiliyorsunuz:) Tipik bir  Batı-Avrupa şehir meydanı gibi karesel olarak planlanan meydanın merkezinde Town Hall (350 merdivene tırmanmayı göze alıyorsunuz, 65 m yüksekliğindeki Town Hall dan şehri seyredebilirsiniz.) bulunmaktadır. Meydanın çevresinde farklı dönemleri temsil eden mimari açıdan birbirinden farklı 44 tane ev bulunmaktadır. Kral, meydanın yapımı sırasında Almanya'dan sanatçılar davet etmiş. Meydanın ismi kendi içinde kapalı anlamına gelen’Ring’ kelimesinden yola çıkılarak, yerel dilde söylenimi benzeyen Rynok şekline dönüşmüştür. Rynok-Ukraynaca Market anlamına gelmektedir.  

Rynok meydanının dört bir köşesinde sekizgen yapıda çeşmeler ve her bir çeşmenin ortasında bir Yunan Tansının heykeli (Amphitrite, Diana, Neptune ve Adonis) bulunmaktadır. Güneşin konumuna göre her bir çeşmenin kenarına oturup, şehrin müziğine kulak verebilirsiniz. Meydandaki evler birbirinden benzersiz olarak yapılmış ve şehir kuralı gereği her birinin ön camları 3 er adet olacak şekilde tasarlanıyormuş.14 yy da evinizin daha fazla camı olmasını istiyorsanız, ciddi vergi ödemeniz gerekiyormuş:) 4-5 pencereli binalar ile 18 ve 19. yy da inşa edilen yapılardır. 

Merkezin en göze çarpan binası, 'Chorna Kamianytsia' 4 numarada yer alan siyah binadır. Ev 1589 yılında tamamlanmış olmasına rağmen ön cephesinde yer alan kireç taşlarının zaman (19. yy) içinde siyaha dönüşmesi ise bina bu isimle anılmaya başlanmıştır. 

Lviv Opera House - Opera Binası

Neo-Rönesans döneminde inşa edilen, binanın bütün cephelerinde farklı biçimler (sütun, heykel, korkulukar vs.) bulunan Avrupa’nın en iyi tiyatroları arasına girmiş, hergün bir oyun düzenlenen opera evi. Sevinç ve sefalet temalarını yansıtan binadaki eserler ünlü Lviv sanatçıları tarafından yapılmıştır. Her dönemde farklı oyunlar sergilenen opera binasını mutlaka ziyaret ederek, bilet almanızı tavsiye ederim. Ufacık koltuk aralarında, bu büyüleyici atmosferde bir oyun seyretmelisiniz. Biz ‘Kuğu Gölü Balesi’ ni izledik. Hayran kaldım. Hikaye bana herzaman psikolojik ve gerilimli gelirken, oyunda toplu dansları izlemek acayip keyif veriyor. Biletleri buradan kotnrol edebilirsiniz. Bilet almak için tıklayınız

Lviv Gezilecek Müzeler:

Şehirdeki müzelerden büyük beklentileriniz olmasın. Hepsi 1-2 katlı ya da ufak bir alandan oluşmakta ve resim ve kişisel eşyaların sergilenmektedir. Biz bir kaç müze gezdikten sonra, en iyisi şehirde Jazz festivaline katılmaktır diyip, şehrin ritmine kendimizi bıraktık:)

Andrey Sheptyyskyi National Museum
Şehrin en büyük müzesi denebilir. Opera House ın bulunduğu cadde üzerinde olup, Opera House a çok yakındır. Ukrayna’nın ulusal sanat ve kültür eserleri sergilenmektedir. 12-18. yy ait dekoratif eşyalar, kitaplar, dokuma eşyalar sergilenmektedir. Müzenin bir diğer ayağı şehir merkezinin biraz daha dışında yer almaktadır. Burada modern sanat eserleri sergilenmekte. Müzeye giriş 30 UAH.


Lviv City Arsenal Museum (Armour Museum) 
Şehrin surlarla çevrili kalan kısmında yer alan, İtalya, Rusya, Almanya, Ukrayna ve Türkiye’ye ait savaş sırasında kullanılan silah, kılıç, zırh ve topların sergilendiği 2 katlı bir bina. Taştan binanın alt katında savaş konseptinde bir restorant bulunuyor. Farklı ülkelere ve dönemlere ait savaş eşyalarını görünce, aralarındaki farklılığı ve kültürel etkinin nasıl yansıdığını görebiliyorsunuz. Biryandan da bu ekipmanların tamamının ölümü temsil ettiğini düşündükçe, karnınıza ağrılar giriyor. Giriş ücreti 10 UAH.

Lviv Historical Museum
Rynok Meydanında yer alan, yan yana üç binadan oluşmaktadır. Her üç binaya giriş ücreti farklı olup, biri hemen dikkatinizi çeken Siyah bina, 2 bina yanında bulunan kapısında Histroy Museum yazan ve içinde Italian Courtyard’ın bulunduğu bina (No:6) diğeri ise Rynok Meydanında 24 numarada bulunmaktadır. Biz İtalian Court Yard’ı da merak ederek, binayı ziyaret ettik. Burada 1. katta Royal Hall olarak geçen, içeride pusula, saat, resim gibi eserlerin sergilendiği 3-4 odadan oluşan ufak bir sergi bulunmaktadır. Italian Court Yard olarak geçen alan, içinde restroant bulunan balkolu bir avlu. Balkon kısmı, Royal Hall’a çıkmakta ve çiçeklerle süslenmiş durumda. Burada fotoğraf çektirip, dönemin mimari yansımasını seyredebilirsiniz.

Pharmacy Museum (Apteka)
Rynok Meydanında, köşede bulunan bir eczaneden girilmektedir. Eczane ye girdiğinizde, kasaya müzeyi gezmek istediğinizi söylüyorsunuz ve sizi arka tarafa yönlendiriyor. Peter Mikoliasznezcacıların ustası oalrak bilinmektedir. Aslında gerçek bir ezcazenin, teknoloji sayesinde artık kullanılmayan, tüm kimyasal, tartı ve üretim ekipmanlarının sergilendiği alanı geziyorsunuz. Bütün kimyasal şişeleri, birbirinden farklı yüzlerce kurutulmuş ot, damıtma cihazları ve herşeyin ötesinde binanın mimarisine hayran kalıyorsunuz. Şehrin bir çok binasında alt geçitler ve yer altı sığınakları var. İçiçe geçmiş bu geçitleri keşfedip, kayboldukça bir oyuna dönüşüyor, büyüleniyorsunuz. Bu alanlar öyle küçük alanlar değil, labirent gibi ve bence eskiden kullanılan alanların tamamı günümüzde keşfedilmemiş veya kullanımda değil. Şehrin altında inanılmaz bir geçit ağı var. Eczanenin birinci katındaki bir merdivenden aşağı inerek, nereye gittiğinizi bilmeden yer altına varıyorsunuz. Birkaç oda ve koridor sonrasında bir avluya çıkıyorsunuz, bu avlu demin girdiğiniz kapıdan görülen bir avlu:) Nasıl yaa..? Nasıl geldik buraya.. Buradan eczanen yan sokağına açılan, apartmanın kapısından çıkıyorsunuz ki burası başlangıç noktasnız değil! Burdan çıktığımda büyülenmiştim. Yılların emeği atılmamış, saklanmış ve günümüze kadar gelebilmiş. Ne kadar güzel değil mi? Eczane yi müzeye dönüştürmek kimin aklına gelir ki.. Bu konuda oldukça iyiler. Giriş ücreti 30 UAH. 

Pinsel Museum
Arsenal Müzesi ve Kumpel restorant yakınında bulunan, heykellerin sergilendiği bir müze. Bina eski bir kilise ve uzun bir kulesi ile hemen tanıyabilirsiniz. Gittiğimiz dönemde müze tadilattaydı ve sadece girişte geçici bir sergi bulunmaktaydı.

State History and Culture Museum - Lychakiv Cemetery
Ezcane müzesinden sonra, yüzyıllardır kullanılan büyük bir mezarlığı müze olarak kayda almışlar. 1800 lü yıllardan kalma anıt mezarlar var. Mezar taşları büyük anıtlar ve heykeller şeklinde yapılmış. Şehrin ruhundaki sanat, ölümden sonrayada yansımış. Birçok mezar taşı kalıplarla kapatılarak, üzerinde farklı figürler ve heykeller yapılmış. Tepede ve ağaçlık bir bölgede yer alan eski mezarlar arasında gezerken, ölümün içimizde bıraktığı derin sessizliği hissediyorsunuz. En son ne zaman bir mezarı ziyaret ettiğimizi, bir mezarın kaç nesil sonrasına kadar ziyaret edildiğini düşündük. Burası mutlaka görülmeli. 
Mezarlık şehrin biraz dışında kalıyor. Yaklaşık 30 dk yürümeniz gerekiyor, taksi ile de ulaşabilirsiniz. Giriş ücreti 25 UAH.

Folk Artitecture and Rural Life Park and Museum
Şehrin oldukça dışında yer alan bir park. Yürüyerek gidilebilecek bir alan değil. Şehir merkezinden bisiklet kiralayarak gidebilirsiniz ya da taksiyi tercih edebilirsiniz. Parklarda yürüyüş yapmayı seviyorsanız, hem yürüyüş yaparak hem de Ukrayna’nın köy hayatına tanıklık etmek istiyorsanız burası dogru nokta. Ukrayna köy evlerinin birebir aynısı burada sergilenmektedir. 18-20 yy. ait ev eşyaları, kıyafetler ve araçları görmeniz mümkün.

High Castle 
Şehrin en eski yerleşin noktası. İsmine bakarak, büyük bir kale beklentiniz olmasın, bir park içinde dönerek tırmandığını bir tepe. Panoramik olarak şehri izleyebileceğiniz yüksek noktalardan biri. 12-13. yy da Kral Leonun kurduğu Galicia şehri bu tepenin eteklerine kurulmuş ve şehri koruyan kalede bu noktada yer alıyormuş. Şehir surlarla çevrilerek korunuyormuş.

Yard of Lost Toys
Tabelası, girişi olmayan açık hava oyucak müzesi. Church of St. John the Baptist kilisesi karşısında, binaların arka bahçesinin dönüştüğü bir alan. Sahibi tarafından kaybedilen ve bulunan bir oyuncak, sahibi onu arar ve bulur diye bu bahçeye bırakılıyor. Zamanla kayıp ve ya da terkedilmiş oyuncaklar bu bahçede birbirlerini bularak, yalnızlıklarını paylaşıyorlar. Dışarıda oldukları için biraz ıslak, kirli olan bazı oyuncaklar zamana yenik düşmüşler.

Potocki Sarayı
Jazz festivalinin konser alanlarından biri de sarayın bahçesiydi. Görkemli yapısı ve mermer arka merdivenleri ile büyük bir bahçeye açılıyor ve tam merdivenlerin önüne kurulu sahnede İlhan Erşahin (İstanbul Session) sahne alıyordu. Jazz ve oryantal ritimlerin karışması ile Lviv de İstanbul ruhunu yaşamak buydu. Güneşli bir havada çimlerin üzerinde keyifle dinledik, olmadı dans ettik.. En son saraydaki eserleri içeri sızan zayıf Jazz müziği eşliğinde gezdik. Sarayın 1. katını gezebiliyorsunuz ve labirent şeklinde odalardan geçerek sergilenen resimleri ve sarayın ihtişamlı yapısını görebilirsiniz. Müze girişi kişi başı 30 UAH.

Şehirdeki müzeleri gezmenin yanı sıra, şehrin yıllardır ev sahipliği yaptığı farklı kültürlerden miras kalan kiliseleri mevcut. Müzelerden daha ilginç olduğunu söyleyebilirim. Her bir kilisenin mimarisi ve dokusu birbirinden farklı.



Lviv Dini Yapıtlar - Katedral ve Kiliseler:

Lviv'de uzun süre farklı milletlerin birarada yaşaması ve Feodal sistem sebebi ile her bir millet şehrin farklı bölgelerinde yaşamaktaymış. Doğal olarak farklı inanışlar ve kendi ibadet yerini yapmak isteyen topluluklar sebebi ile şehirde farklı dönemlerde, ilginç mimariye sahip, farklı katedraller bulunmaktadır. Pazar günleri kiliselerin çoğunda toplu ibadet yapılmakta ve kapının önlerinde uzun kuyruklar oluşmaktadır. Papazın sesi dışarıya verilerek toplu ibadet gerçekleştiriliyor. Kiliseye girişte ve çıkışta hatta önünden geçerken bile kutsal üçleme yapıyorlar. Bir kilisede de vaftiz töreni vardı. Aile bireyleri yöresel kıyafetleri ile törene katılmışlardır. Her bir kiliseyi ziyaret eden farklı gruplar, inanışlar mevcut. ilginizi çekiyor ise şehirdeki en büyük kiliseler;

Boim Chapel
Avrupa rönesans dönemini yansıtan mimarisi ile dışı siyahlaşmış ve oymalı rölyeflerle süslenmiş görkemli bir mezar anıtı. Belli saat ve dönemlerde gezilen Katedral her zaman açık olmuyor. Görkemli bir kubbesi ve kubbede üzgün bir şekilde oturan İsa heykeli bulunuyor. Yorgunluktan çökmüş gibi görünen heykel in ruhunu yansıtan 'Gezgin, üzüntünün benimkinden büyük olup olmadığını düşünmek için dur' yazısı bulunuyor. 

Latin Cathedral
Rynok meydanının güney batısında yer alan 14 yy ait Roma Kilisesidir. Kilisede Gotik, Rönesans ve Barok mimarinin etkileri açıkça görülmektedir. 
Oldukça görkemli iç tasarımı ve heykelleri ile şehrin önemli yapılarındandır. 17 yy da yapı yenilenerek Barok etkisi yansıtılarak, çan kulesi ilave edilmiştir.


The Assumption Kilisesi (Dormition Church) ve Kornyakt Kulesi
Lviv'de ki Feodal sistem farklı milletlerin şehrin farklı bölgelerinde yaşamasına izin vermekteymiş. Bu sebeple Yahudi, Ermeni, Tatar lar şehrin farklı bölgelerinde gruplar halinde yaşıyorlarmış. Bu bölgede Ruthenians-Ukraynalılara ayrılmış bir bölgedir. Yanında kurulan ikinci el kitap ve eşya pazarının hemen yanı başındaki kilise, Kornyakt kulesi ve 3 adet şapelden oluşmaktadır. Bahçesinden içeri girerek bu yapıyı gezebilirsiniz, iç mimarı oldukça ilgi çekici. 

Jesuit Katedrali - St Peter and Paul Church
İtalyan mimar Giacomo Briano tarafından barok tarzında Roma'da bulunan bir kilisenin benzeri olarak, dönemin en büyük katedrali olarak inşa edilmiştir. Bu kilisenin en ilginç taraflarından biri yer altın geçitleri. Kilisenin arka tarafında ufak bir kapı bulunuyor, buradan aşağıya inerek şehrin tarihini anlatan ve savaş zamanında sığınak olarak kullanılan odaları gezebilirsiniz. Burada şehrin eski dönemine ait kocaman bir maket bulunuyor. Şehrin eski halini incelemek için güzel bir fırsat. Katedralin arka tarafında bulunan bu alanı mutlaka gezin.

Dominician Katedrali - Church of the Holy Communion - Домініканський собор
Ivon Fedorov meydanından, ikinci el kitap pazarının yanından geçilerek, Gotik mimariye sahip olan eliptik şekildeki Dominician Kilisesini gezebilirsiniz. Kilisenin ön kısmında Latince 'Soli Deo honor et gloria' - 'Tek Tanrıya onur ve gurur' yazmaktadır. Ayrıca ön cephede ilginç bir köpek biblosu bulunmaktadır. Ağzında yanan bir meşale ile oyulmuş köpek figürü ile köpeklerin tanrısı, tüm dünyada Hristiyan inancının koruyusunu sembolize etmekteymiş. Bu kilisenin önündeki sokaktan dümdüz ilerlerseniz köşede eczane müzesini gezerek, Rynok Meydanına ulaşmış olacaksınız. Kilisenin önündeki
Monument of Nikifor Krynicki heykelini es geçmeyin. Ukraynalı naive artistlerinden biri, şehrin Polonya bölgesinde bulunmaktadır. 




Bernardine Kilisesi 
Rum Katolik Kilisesi, Barok mimarisi ve görkemli yapısı ile surların ardında zamana meydan okumaktadır. Kilise toplu ibadetler için kullanılmakta ve Pazar günü kilisenin önünde uzun kuyruklar oluşmaktadır. Kilisenin bitiminden arka bahçesine geçerek, surların içinde gezinebilirsiniz. Meşhur, The Firs Lviv Grill Restorant of Meat and Justice restoranda mola verebilirsiniz. Ayrıca Hlyniansky kapısından geçerek, savaşta kullanılan eşyaların sergilendiği Arsenal müzesini gezebilirsiniz. 

Armenian Katedrali - Армянский кафедральный
Şehirde Ermeni halkının yaşadığı bölge olarak bilinen Virmenska Sokağında bulunuyor. İki kapısının bulunduğu binaların arasından geçerek ulaştığını kilisenin bahçesinde Ermeni mezarları ve 'Golgotha' ahşap oymaları ile ahşap bir şapel bulunuyor. Buranın hem yan tarafında yüzyıllık eserlerin bulunduğu Armenian Courtyard ise gizli, kırmızı çiçekler ve sokak lambaları ile süslenmiş harika bir bahçe, ve burası Mons Pius restoranına açılıyor.

Church St. John the Baptist
Kral Leo nun vaftiz edildiği, küçük bir kilise. Şehir için anlamı çok büyük. Kilisenin bahçesinde kralın eşi Constantine (en ünlü macar kralının kızı) nin heykeli bulunuyor. Kilisede bulunan papaz, buraya uğrayan herkese şehrin hikayesini ve tarihini anlatıyor. Kendisi ile tanışmak için uğramanızı tavsiye ederim. Ticaret yolu için önemli bir noktada olan şehir, şanslıymış ki güçlü kralların elinde en az zararla günümüze kadar gelebilmiş.

Lviv Pazar Yerleri:

Vernissage – Вернісаж 
Opera binasından Rynok meydanına giderken kurulan bu pazarda, rengarank tablolar, eşarplar, kürkler, rozetler, seramik eşyalar vs. ne ararsanız bulabilirsiniz. El yapımı güzel eşarplar, çemberler mevcut. 

İkinci El Eşya ve Kitap Pazarı – Пам’ятник Іванові Федорову
Meydanda elinde kitapla tutan kocaman Ivan Fedorov heykeli altına kurulan pazarda; ikinci el kitap, eşyalar, savaş döneminden kalma rozetler satılıyor. 

Galitsky Rynok – Галицький Ринок
Berdardine Kilisesi karşısında kapalı bir alan içinde kurulan, kapısının önü çiçek dolu bir halk pazarı. Biraz daha eminönü gibi, ufak dükkanlar ve kıyafetler var. Bizim bulunduğumuz mevsimde herkes topladığı frenk üzümü ve ahududuları ufak kavanozlara doldurup satıyordu. Nasıl taze ne güzel görünüyorlardı. Fiyatlarıda çok uygundu.


Lviv Sanat Galerileri:
Virmenska sokağı şehrin en keyifli sokağı diyebilirim. Yahudilerin yaşadığı bu bölge hem restoranları hem de sanat galeri ile güzel vakit geçirilebilecek bir sokak. Bu sokakta gezebileceğiniz galeriler;
'Dzyga' Art Gallery - 35 Virmenska Street
'Zelena Kanapa' Art Gallery - 7 Virmenska Street
'Iconart 'Art Gallery - 26 Virmesnka Street
24-28 Haziran 2017

0 yorum:

12adalar,

KOS ADASI (İSTANKÖY - Κως) Gezi Notları

11:16 yesimdusova 0 Comments


Kos, Dodecanese olarak bilinen 12 adanın 3. büyüğü, Akdeniz’in güney doğusunda Bodruma doğru uzanmaktadır. Geceleri ışıl ışıl Bodrum'u seyredebiliyorsunuz, gündüzde beyaz evleri ile hemen tanıyabilirsiniz. Ada, Kalymnos ve Nisyros adalarının yanında genelde düzlük olan coğrafyasını sahip olduğu tek dağ bozuyor. Bizans İmpatorluğu hakimiyetindeki ada Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilerek (1523 yılında) 390 yıl Osmanlı toprağı olarak kalıyor. İtalyan'ların işgali ile 1912-1943 yıllarında İtalya'nların hakimiyetine kalıyor. Ada'da 1933 yılında gerçekleşen deprem sonrasında İtalyan'lar adada tahrip olan birçok binayı onarıp, yeni binalar inşa etmişler. Şehir merkezinde Bizans, Osmanlı ve İtalyan kültürünün izlerine tanık oluyorsunuz.

Adanın Kısa Tarihi:
Bizans İmpatorluğu hakimiyetindeki ada Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilerek (1523 yılında) 390 yıl Osmanlı toprağı olarak kalıyor. Gezi sırasında biz bu toprakları nasıl kaybettik sorusu aklınıza sık sık geliyor ve merak ediyorsanız buyrun. 12 ada, (Yunanlıların Dodecanese olarak adlandırdığı) Bodrum ve Marmaris alt kısmında kalan Kos-Rodos arasındaki yaklaşık 16 adet irili ufaklı adadan oluşmaktadır. Bu adalar Osmanlı döneminde 12'li ihtiyar heyeti yönetim biçiminden böyle adlandırılmaktadır.

II. abdülhamit, ordu ve donanmadan korkan sürekli ayaklanma çıkaracaklarını düşünerek, orduya önem vermeyen bir padişah olarak tarihte bahsedilmektedir. Bu dönemde Osmanlı donanması ve ordusu ciddi güç kayıpları yaşarken 1912 yılında İtalyan'lar Trablusgarp'a saldırırlar. Osmanlı beklemediği bu durum karşısında, güçsüz donanması ile savaşa hazırlanırken, İtalyan'lar 12 adaya saldırıp, Çanakkale'yi geçmeye çalışarak, başarısız oldular Bu durumu fırsat bilen Yunan ordusu Midilli'yi işgal etti. Balkan savaşında ağır yaralar alan Osmanlı İmparatorluğu ciddi kayıplar vererek, Ege adalarını da Yunaniastan'a bıraktı. Savaş sonrasında imzalanan Londra ve Atina Anlaşmaları ile adaların akibeti büyük devletlerce karar verilmesi için Büyükelçiler Konferansın'a bırakıldı. Londra'da düzenlenen konferansta adaların (İmroz ve Bozcaada dışında) Yunaniastan'a bırakılmasına karar verildi. I. Dünya savaşının başlamasıyla, Osmanlı taleplerinde ısrarcı olmadı ve Ege adaları ve 12 adalar fiilen Yunanisan ve İtalya'da kaldı. 1924 te imzalanan Lozan anlaşmasında Çanakkale Boğazına yakın olan Gökçeada, Bozcaada, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız adaları talep edilmiş olup; Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları Türkiye'ye verilirken, Lozan'da fiilen sahip olunan Meis adası kaybedilmiştir. Ayrıca Yunanistan'a bırakılan adaların silahsızlandırılması sağlanmıştır. 12 adayı gezmeye başlayınca, bu adaları kaybettiğimize çok üzüldüm. Özellikle Rodos, kocaman kalesi ve sokakları ile fethedilmesi bu kadar zor iken, Yunanlıların savaşmadan adalara hakim olmaları ise üzücü.

Kıbrıs'ta 1878 yılında İngilizler'in Kıbrısı işgali ile kaybedilmiştir. Kıbrıs İngilizlere, Osmanlı'ya Ruslara karşı başlatılan savaşta ekonomik destek vermesi sözü ile bırakılmıştır. İngilizler yıllar içinde adadaki Rum nüfusunu arttırarak, adanın Yunanlılara bırakılmasına zemin hazırlamışlardır. Adada hala İngiliz hakimiyetinin etkileri gözlemleniyor. Adada trafik terste akmaktadır.


KOS ULAŞIM

Ada'nın mekezinde bulunan havalimanı (Antimachia) ile adaya ulaşabileceğiniz gibi, Bodrum'dan ya da diğer adalardan kalkan feribot ile de adaya ulaşabilirsiniz. Bodrum-Kos Kişi başı feribot fiyatı 17.5 euro, 2 euro da liman vergisi ödüyorsunuz. Biletinizin faturası mutlaka yanınızda olmalı. Bodrum'da kalenin ilerisindeki limandan, pasaport kontrolünden geçerek gidiyorsunuz. Liman vergisini de bilet alırken limandaki ofise ödüyorsunuz. Biletlerimizi internetten satın almıştık ve limanda biletleri yazdırdık. Kısa feribot yolculuğu sonrası, limanda uzun feribot kuyruğuna giriyorsunuz, allahtan sıra çabuk ilerliyor! Adadakiler çok sıcak kanlı ve hepsi çok iyi ingilizce konuşuyor.

Ada içi ulaşım için araç kiralayabilirsiniz. Ada'da mesafeler düşündüğünüz kadar yakın değil. Ada'nın merkezini yürüyerek gezebilirsiniz ancak diğer noktalara ulaşım için mutlaka araç gerekiyor. Ada'da motosiklet, buggies, araba ve bisiklet kiralamak mümkün. Mesafelerin kısa olmadığını ve gitmek istediğiniz noktaları belirleyerek ona göre araç kiralamanızı tavsiye ederim.

Ada'da arabasız gezmek istiyorsanız ki biz öyle yaptık, merkezden otboüslerle her yere ulaşabilirsiniz. Adanın merkezi Kos olarak geçiyor ve diğer köylere belirli saatlerde kalkan otobüsler var. Gidiş-dönüş planı yapıp, saatlere sadık kalırsanız, bir sorun yaşamazsınız. Kos'tan adanın diğer ucu olan Kefalos'a kadar gidip, 2 gün orada deniz tatili yaptıktan sonra geri döndük. Sonra akşam üzeri günbatımı izlemek için Zia köyüne giderek, son otobüs ile geri döndük. (En uzak nokta 4.80 euro iken yakın mesafe 1.8-2.10 arası değişiyor. Bütün saatler ve fiyatlar otobüs durağında, otel resepsiyonlarında asılı, internetten de ulaşabilirsiniz.) Otobüs durağı, Kos merkezden içeriye girince büyük bir meydan var, Eleftherias Meydanı buranın yan tarafındaki büyük mavi-beyaz kilisenin arka tarafında kalmaktadır. Ödemeyi otobüste yapıyorsunuz ve ulaşım oldukça rahat. Günü birlik birçok kişi denize gitmek ve gezmek için kullanıyor.


1. Kos Merkez
Adanın merkezi ufak bir yer, Bodrum sokakları gibi.. Sahil kısmında, Türkçe bilen restorantlar mevcut. Her yerde döner ve kapıda sizi bekleyen garsonlarla Türkiye'yi aratmıyor:) Sizi yoldan çevirip, oturtmaya çalışıyorlar. Arkalara çıktıkça, Kolokotroni caddesi üzerine kurulu dükkanlardan hediyelik eşya satın alabilirsiniz. Şehir merkezi kalabalık ve dar sokakları, tarihi kalıntıları ile tarih sayfalarında geziyorsunuz. Her yer de zamana meydan okumuş sütunlar, duvarlar, avlular ile karşılaşırken bir yandan meydanlarında gezip, kahvenizi yudumlayabilirsiniz.



Hipokrat Meydanı - Hipokrat Çınar Ağacı
Merkezin en güzel meydanı. Meydanın ortasında kocaman bir çınar ağacı ve deniz taşları ile döşenmiş yerleri ile sizi tarih sayfalarında yolculuğa çıkarıyor. Hacı Hasan caminin duvarlarına vuran güneş ışıkları, sokağı ve meydanı şenlendirirken, cami önündeki şadırvan ile hangi zamana ait olduğunuzu unutuyorsunuz. Meydana konumlanan restorant meydanı izlemek için güzel bir fırsat. Sol tarafta tuz ambarı bulunuyor. Kalenin korunaklı duvarları içindesiniz ve aşağı doğru ilerleyince daha küçük bir meydana iniyorsunuz, Platonou Meydanı. Ambarın kapısı ve küçük bir hamam bu meydana açılıyor, meydan ise sizi tuzlu masmavi deniz kokusu ile karşılıyor. Bu küçün meydanda Neratzia Cafe bulunuyor, 2 kocaman ağaç altında oturup kitap okuyup, deniz kokusu ve tarih dolu bir meydanda hayalgücünüzün imkan verdiği ölçüde başka diyarları ziyaret edebilirsiniz. Ya da sadece kahve içip, geçmişte bu sokakta nasıl bir hayat olduğunu hayal edebilirsiniz. Ya da anda kalıp, instagrama bakabilirsiniz (bu iyi fikir gibi değil:)).

Eleftherias Meydanı - Dimotiki Agor (Ancient Market/Açık halk pazarı), Arkeoloji müzesi (Archeological Museum of Kos), The ‘Egli’ building complex - Orfeas Sinema (Saatli bina) ve Defterdar Cami 

Kos ta heryer bu meydana çıkıyor gibi:) Denizden, otobüs durağından nereye gitmek isterseniz buradan geçiyorsunuz. Bu meydanda Dimotiki Agor (Ancient Market/Açık halk pazarı), Arkeoloji müzesi (Archeological Museum of Kos), The ‘Egli’ building complex-Orfeas Sinema (Saatli bina) ve Defterdar Cami bulunmaktadır. Meydanın tam ortasında, üzerinde made in Italy yazan bir sokak lambası bulunuyor. Akşam olunca meydanda koşuşturan çocukları saymazsaksak, meydan size çok şey anlatmaya çalışıyor. Defterdar cami ve önünce bulunan (2017 Bodrum depreminde yıkılmış) şadırvan ile hala orada yaşayan birileri olduğunu düşünüyorsunuz. Depremler olmasa, Kos bütün tarihi ile yıllara meydan okuyacakmış. Defterdar cami ve şadırvan, bir film karesinden çıkmış gibi, dondurmalarımızı alıp sokak lambası altında saatlerce seyrediyoruz, hikayeler yazıyoruz. İtalyanlar bu dönemde oldukça baskıcı olmalarına rağmen, şehre katkıları büyük. 1933 yılında zarar gören birçok cami ve bina yeniden yapılarak, şehre İtalyan hakimiyetini hissettiren binalar inşa etmişler. The ‘Egli’ building complex-Orfeas Sinema ve Dimotiki Agor (Ancient Market/Açık halk pazarı) binaları en güzel örnekleri. Market bizim eski halk pazarının modern yorumu, bu tabiki şimdiki hali, eskiden meyve-sebze, et, balık satışı yapılan bölümlere ayrılıyormuş. Saat kulesine sahip sinema binası ise kompleks olarak tasarlanmış ve sinema binası olarak kullanılmaktadır.


Kazouli Square

Arkeoliji müzesinin yanından denize dogru inerken, Eleftherias Meydanı bu ufak meydana açılıyor. Foro square olarak bilinen bu meydan önceden açık pazar yeri olarak kullanılmaktaymış. Burada eski şehrin batı kapısı olan Foro Gate bulunmakta, şuan sadece kapının kalıntıları mevcut. Buradan da Hipokrat meydanına yürüyorsunuz. Meydanın arka tarafı ise Ancient Agora olarak çevrelenmiş, eski şehre ait kalıntıların bulunduğu tarihi alan. Oldukça büyük alana yayılmış olan eserlerden depremler sebebiyle çok fazla yapı kalmamış, içinde gezerek, kalan kalıntıları ziyaret edebilirsiniz.

Castle of Neratzia

Şehrin uç kısmında konumlanan kale ve surları eski şehirden kalan en büyük eserler. Kaleye geçişi sağlayan Bridge of Palm Trees köprüsü altından artık araçlar geçmektedir. Şehrin sahil şeridinden geçen yol, köprü ile kesişiyor. Kaleyi gezebilirsiniz, sıcaktan dolayı biz tercih etmedik.



Diagoro Square - Eski Cami Meydanı

Şehrin arka tarafında kalan, sokakları ve restorantları ile kendine hayran bırakan, özellikle öğleden sonraları güneşin sarı ışıkları ile şenlenen meydan. Alışveriş sokağından buraya tırmanınca, çok şaşırmıştım. Restorantlarının güzelliği ve samimi ortamı ile birşeyler atıştırmak istiyorsunuz. Hem alışveriş caddesi burada bitiyor hem de buradan şehirdeki tarihi kalıntılara ulaşabiliyorsunuz. Meydan, eski cami meydanı olarak bilinmekte ve camiden geriye kalan tek minare meydanın ortasında yıllara meydan okumaktadır. Minareden aşağı inen merdivenleri takip ederseniz, Casa Romana ve Roman Odeon kalıntılarını gezebilirsiniz.



Roman Odeon - Casa Romana

Roman Odeon, Roma tiyatro binasının kalıntıları. Ufak bir tiyatro olmasına rağmen, tiyatro binası başarılı bir şekilde korunmuş ve iç kısmının bazı bölümleri gezilebiliyor. Tiyatronunun mimarisi hakkında bilgi veriyor. Zamanın İtalyan Başkanının bir konuşması bu sahnede yapılmış. Efes ile kıyaslanamayacak kadar küçük olan sahne görülmeye değer.
Casa Romana, kalıntıların olduğu bir alanda korunmuş Roma evi. İçeride döneme ait eserler ve heykeller sergileniyor. Bina Dışarıdan kırmızı kapalı bir bina gözüküyor ve giriş ücreti 3 euro. Leof. Grigoriou V caddesi üzerinde sırayla yer alan bu iki tarihi eseri kısa sürede gezebilirsiniz. Üstelik şehir merkezinden yürüyerek.




2. Kos Bisiklet Turu

Kos merkezi ve civar köyleri bisikletle gezmek için güzel bir fırsat. Bisiklet tutkunları ile grup halinde yollarda karşılaşıyorsunuz. Ancak yakın mesafeler bile 6-7 km yi bulabiliyor, kondisyonlu olmanız lazım. Özellikle şehir içinde bisikletle gezilebilecek alanlar belirlemiştir. Şehir içi bisiklet turu yapmak eğlenceli olabilir.






3. Kefalos 

Adanın diğer ucu:) Denizin bu tarafta güzel olduğunu okuyarak, akşamüstü feribotu ile adaya inince, gece 21:00 otobüsü ile yaklaşık 45 dk yolculukla Kefalos'a ulaştık ve 2 gün burada konakladık. Kefalos dağın tepesine konumlanmış ufak bir kasaba ve hayat daha çok Kefaslos’a giden yol üzerinde konumlanmaktadır. Paradise Beach, Camel Beach ve bizim kaldığımız Agios Stefanos Beach ile Kefalos arasındaki ana yol üzerinde bir sürü otel ve restorant bulabilirsiniz. Kaldığımız otel, çok şaşalı bir dönem geçirdikten sonra atıl kalmış gibi. Otobüste ineceğiniz oteli yada bölgeyi söylerseniz sizi istediğiniz noktada bırakıyor. Mesafeler birbirine uzak ve yürümek için kumsalı ya da ana yolu kullanmanız gerekiyor. Birde adanın bu tarafı çok fazla rüzgar aldığı için rüzgar sörfü yapmak için en uygun nokta, ancak bazı günler sahilde oturmakta zorlanıyorsunuz. Agios Stefanos kumsalı karşısında yüzerek geçebileceğiniz ufak bir ada (Kastri Adası), ada da minik mavi-beyaz bir kilise bulunuyor. Herkes denizden yüzerek gidip, adayı fethediyor:) Kilisede kimse yok ve kapalı, dışında ise bir çan mevcut, çanı birkaç kere sallayarak çalın ve tınısını dinleyin. Bu tarafta deniz kayalık olduğundan deniz canlılığı fazla ve güzel, tek problem bazı günler artan rüzgar! 

Burası geceleri ıssızlaşıyor, civarda birbirinden farklı restorant ve cafe olsa da istediğiniz noktaya yürümeniz gerekiyor. Aracımız olmadığından akşam yürüyüşü yaparak, yemeğimizi yemiş olduk. Kefalosun deniz tarafı, liman (Harbour Road) olarak geçiyor ve burada da çok fazla otel mevcut. Harbour Road üzerinde yürüyüş yapabilirsiniz ve bence Kefalosun en güzel restorantları da burada yer alıyor. Konaklamak için iyi bir yer olabilir. Civardan çok uzaklaşmadan tatilinizi yapabilirsiniz. Özellikle rüzgar sörfü yapmak isteyenler için adanın bu tarafı tavsiye edilir, onun dışında merkezde kalıp, kumsallara günübirlik gitmek daha eğlenceli olur diye düşünüyorum. 

Merkezden Paradise Beach, Camel Beach, Agios Stefanos Beach ve bütün kumsallara otobüs kalkıyor. Otobüs saatlerini kontrol ederek, kumsallara ulaşabilirsiniz.


4. Mastichari - Marmari - Tigaki - Zipari - Kardamena

Adanın diğer tatil bölgeleri, Mastichari - Marmari - Tigaki - Zipari - Kardamena'ya otobüsle ulaşım mümkün ve bu bölgelerde birbirinden güzel oteller mevcut. Özellikle adanın kuzeyinde kalan Mastichari - Marmari - Tigaki - Zipari ufak kasabalar halinde güzel bölgeler olarak görünüyor. Adanın güneyinde ise Kardamena kalıyor. Kefalos tarafından Agios Stefanos ta denize girdiğimiz için kumsallar konusunda bilgi veremeyeceğim. Otobüsle dönerken, Mastichari den geçiyor ve sonrasında Tam Tam Beach, Lido Su parkı derken hem şehir merkezine yakınlığı hemde çevresindeki aktivitelerden dolayı tatil için bu tarafı tercih edilebilirsiniz.




5. Zia Köyü - Gün Batımı

Kos'un balkonu olarak düşünebileceğiniz, bütün adayı ve gün batımı keyifle izleyebileceğiniz şirin, ufak bir köy. Arabamızı Datça'da bırakıp, tatilimize sırt çantalı olarak devam edince, bütün köyleri otobüsle geziyoruz ve ne mutlu ki bu küçük adada, her yere otobüsle ulaşım mümkün. Ayrıca hepsi saatinde geliyor. Zia köyünde gün batımını izleyeceğimiz için gün batmadan gidiyoruz. Virajlı bir yolla, dağın tepesine tırmanırken, koca otobüs nasıl bu kadar sert dönebiliyor diye düşünüyorsunuz. Otobüste herkes birbiri ile sohbet ediyor. Zirveye ulaştığınızda, tepeye konumlanmış minik bir köy görüyorsunuz. Gün batımını izleyebileceğiniz restorantlar mevcut. Her birinin manzarası farklı ve güzel. Köy merkezi hediyelik eşya, zeytinyağı ve kendi yaptıkları tarçınlı şerbeti satan dükkanlarla dolu. Köy mutfağı tarçın, limon ve zeytinyağından oluşuyor gibi:) Gün batmadan bir yere oturarak gün batımını izlemeniz gerekiyor. Tepeye tırmanıp, tepedeki kiliseyi geziyoruz. Sonra Su değirmeni (Watermill) tabelasını takip ederek, rengarenk bir kafeye giriyoruz. Batmak üzere olan güneşin kırmızı ışıkları, bu rengarenk sandalyeleri ve sülemeleri olan bu şirin cafeyi huzur dolu gösteriyor. Fotoğraf çekilmeye dalıyoruz. Cafenin yanında su değirmeni kapatılmış ve bir odada duruyor, gezebiliyorsunuz. Günbatımı buradan izlemeyi tercih ettik. Gün batımına karşı ev yapımı şaraplarını ya da limonatalarını deneyebilirsiniz. Kalymnos'a karşı gün batımını izlerken, gördüğünüzün en güzeli olduğunu düşünüyorsunuz. Yüzümüze yansıyan kırmızı ışıklar altında, güneşin son enerjisini hissederken, huzur doluyorsunuz. Vee güneş batıyor, lacivert saatler başlıyor. O sırada sağınızda kalan Bodrum'a selam gönderiyorsunuz. Bodrum ışıl ışıl parlıyor.

Gün batınca kendimizi pazar yerine atıyoruz. Köyün içinde Kos Natural Park - kocaman bir orman bulunuyor. Özellikle çocukların ilgisini çekecek bu orman aynı zamanda hayvanat bahçesi gibi. Zamanınız var ise burada keyifli zaman geçirip, bir yandan yürüyüş yapabilirsiniz.



6. Kalymnos-Plati-Pserimos (Üç Ada Turu)

Kos'ta konaklayıp, daha fazla Yunan adası gezelim diye düşünüyorsanız, bu tura mutlaka katılın. Günü birlik 35 euroya bu üç adayı ziyaret edebilirsiniz. Kalymnos sünger avcılığının yapıldığı sevimli bir ada. Bir kaç gün Kos'ta kalmayı planlıyorsanız, güzel bir seçenek olabilir çünkü bu adalar Kos'un hemen yanı başında.


Kos Mutfağı

Yunan mutfağını Selanik, Kavala, Chalkidiki de tanıyan biri olarak, ilk defa bir Yunan adasındaydık. Adayı çok fazla turist ziyaret ettiği için Pizza, hamburger ve et ön planda. Aklımıza gelen geleneksel Yunan mutfağından biraz uzaklar. Adalarda mezeler kültürü olduğundan bahsetselerde benim gördüğüm sadece dolma (dolmadakia/yiaprakia), fava, tzatziki (cacık) ve peynir kızartması. (Datça'da 30 çeşit meze vitrinini gördükten sonra, meze kültürünü çok geliştirmişiz ve çokta başarılıyız.)


Pligouri - Bizim kısır benzeri ama pilavlık bulgurla yapılan, bulgur pilavı diyebiliriz.

Katmeria - Yabancı gelmemiştir:) şeker ya da balla servis edilen peynirli, bizim pişi dediğimiz (biz anneannemden pesmet diye öğrendik) onların pancake diye ingilizceye çevirdiği bir hamurişi:)

Anthous - Kabakçiçeği dolması

Saganaki - tavada pişirilen ve peynir, karides, midye ile çeşitlendirilen domatesli biberli bir tava yemeğidir.

Kızarmış Peynir - Beyaz peynir (Feta Cheese) ızgara ya da kızartma şeklinde pişiriliyor. Üzerine bal ve susam ile servis edilebiliyor ki en sevdiğim:)

Dondurma - İtalyanlardan çok iyi gelato yapmayı öğrenmişler, çeşit çeşit lezzetli dondurmaları var.

Souvlaki - Tavuk yada domuz ızgara şiş olarak düşünebilirsiniz. Tavuk şiş konusunda bizden iyiler, eti kurutmadan güzel pişiriyorlar.

Ev Yapımı Limonata - Özellikle Zia Köyünde ev yapımı limonata içmeyi unutmayın, oldukça lezzetli.

Kompologaki Restorant - Kefalos-Agios Stefanos Beach in hemen üst tarafında yer alan, kilise ve liman manzaralı sevimli bir restorant. Balık restoranı değil, souvlaki ya da et ürünü terci edebileceğiniz bir yer. Bu civarda kalıyorsanız, tercih edebilirsiniz.

Captain John - Kefalos, limanda yer alan restoranlardan biri. Aile işletmesi ve çalışanlar çok sıcakkanlı. Deniz ürünleri bulabilirsiniz, ancak çok başarılı olduklarını söyleyemem. Kefalos yemek açısından bizi hayal kırıklığına uğrattı.

Watermill - Zia köyünde tanıştığımız ev yapımı şaraplarının yanı sıra limonata ve tatlıları çok lezzetli olan, günbatımı manzaralı bir kafe. Rengarenk bahçesi ve süslemeleri ile sizi masal diyarında hissettiriyor. Yediğimiz çikolatalı pie yı unutmamız mümkün değil! Sıcacık ince bir dilim kek, üzerine dökülmüş çikolata sosu ve dondurma.. Sıradan bir kek görüntüsüne sahip olmasına rağmen acayip lezzetliydi. Yolunuz düşerse mutlaka deneyin.

Cafe Neratzia - Denize açılan mini bir meydanda, ağaçların gölgesinde oturup, soluklanabileceğiniz gizli bir alan. Sabah kahvaltısında gidip sandviç yedik ve çıtır baget ekmeği arasında, bol peynir, zeytin ile tamamen Yunan sandiviçiydi. Bizde peynir bol olmasına rağmen hiç böyle sandiviçler hazırlamıyoruz. Greek salad ın ekmek arası versiyonu:) Hem lezzetli hem sağlıklı! Baharatları çok iyi kullanıyorlar.

Ada'nın merkezinde dönerciler ve türkçe bilen restoranlar yaygın olmakla birlikte, adanın diğer ucunda Kefalos ta çokta zengin bir mutfak yok. Deniz ürünlerini bulmanız pek mümkün değil. Kos merkezde pizzacı, hamburgercilerin yanı sıra deniz ürünleri satan restoranlar bulunurken, biraz daha arkalarda, geleneksel Yunan mutfağı ile tanışabilirsiniz. Ancak adayı, Chalkidiki ile kıyaslayınca deniz ürünleri ve mutfak konusunda zayıf buldum.


Eylül, 2017

0 yorum: