aixenprovence,

Provence Gezi Notları - Lavanta Tarlaları ve Üzüm Bağları - Güney Fransa

10:48 yesimdusova 1 Comments

Güney Fransa'ya gitme fikri, bir turda karşılaştığım Lavanta bağları ve şarap tadım turu ile aklıma düşmüştü. Turda bayram tatili için yer kalmamıştı. Daha 3 ay vardı ve biz oraya mutalaka gitmeliydik. 26 Temmuz 2014 yılında İstanbul-Marsilya uçağı ile kendimizi bu sıcak ve samimi bölgeye atmıştık. Hava sıcak ve güneşliydi. Gezi Aix en Provence ten başlıyor, burdan Nice ve 3 gece Saint Remy Provence te kalarak gezimizi bitirecektik. Avrupa'da ilk defa araç kiralayıp, küçük kasabaları gezicektik, biraz kaybolma korkusu ve yerlere bulamama telaşımız vardı. Gezeceğimiz köyleri belirleyerek, kendimizi maceraya attık. Yollar ve manzara büyüleyi, arabanızla köylere ulaşım kolaylaşıyor, aksini zaten düşünemiyorum. Köyler birbirine oldukça uzak. Sakin ve rahat bir yaşam var. Bütün köy merkezleri bir halkalı yapıdaki yollarla çevrilmiş oluyor, farklı çıkışlardan çıkarak, yön değiştirebiliyorsunuz. Navigasyon bu noktada şart. Yazın sıcağında bile bazı köyler feci derecede esiyordu, yanınıza mutlaka kalın birşeyler alın. Göz alabildiğine üzüm bağları, meyve bahçeleri görüyorsunuz. Tarım öyle gelişmiş ki, doğa burada harika. Herşey bizim için bir film karesi gibiydi. Gezi, anılarınız arasında baştan sona unutulmaz fotografik kareler oluşturuyor. Büyüleniyorsunuz.
Aix en Provence - Burası Güney Fransa'nın merkezi gibi. Cours Mirabeau Caddesi, iki yanında sıralanan kocaman çınar ağaçları. Şehir merkezi, mimarisi, cafeleri, retorantları ve kalabalığı ile yaşayan bir yer. Bu cadde üzerinde de ufak tezgahlar kuruluyor ve yiyecek, ev yapımı sabun ve el işleri bulabilirsiniz. Caddenin arka taraflarına yürüyünce sokakların arasında kaybolmak istiyorsunuz. 17. ve 18. yüzyıldan kalma binalar arasında tarihe yolculuk yapıyorsunuz. Güneşin bu hatıralar ile dolu duvalarda gezişini izlerken büyük keyif alıyorsunuz. Caddenin arka tarafında kilisenin arkasında meydanda pazar kuruluyor. Pazar günü kurulan bu pazarda peynir, ekmek, meyve her türlü yiyeceği bulmanız mümkün. Keçi peyniri ve renk renk peynirlerinden gözünüzü alamayacaksınız. Paul'ın fırını ile ilk bu gezimizde tanıştık. Sıcacık bagetlerinden alıp, peynir ile bir banka oturup hemen tadına baktık. Tabi, fransız kahvaltılarının vazgeçilmezi expresso ve kruvasan! Taze, bol tereyağlı kuruvasanlar. Cours Mirabeau Caddesinin girişinde La rotende çeşmesi bulunuyor. Büyüleyici bir fiskıye.

Burası Cezanne'ın yaşadığı şehir. Provence (okunuşu:provans) bölgesinde birçok sanatçı yaşamış. Bu bölge eşsiz doğası ile sanatçılara ilham vermiş. Cezanne dan izler taşıyan bu şehirde, Cezanne 'ın izlediği yollar işaretlenmiş. Her gün atölyesinden şehir merkezine izlediği yollar C harfi metaller ile işaretlenmiş. Sizde Cezanne'ın izinden giderek, şehri dolaşabilir ve Atelier Cezanne'ı gezebilirsiniz. Yemyeşil bir bahçe içerisinde yer alan bu evde, Cezanne ın eşyaları aynen korunuyor. Bazı resimlerde yer alan objeleri görebiliyorsunuz ve çok etkileyici. Atölyesinde, ışığın tamamını içeriye alan kocaman bir cam var. Camın yan tarafında ise, tuvaldeki tonların doğa ile uyumuna bakmak için kullandığı bir boşluk var. Duvar boyutundaki tuvalleri buradan dışarıya uzatarak inceliyormuş. Picasso da buraya gelerek Avignon şehrine yerleşiyor ve kübizmin temellerini burada attığı söyleniyor.  Bu şehirden ayrılmak istemiyorsunuz. Burayı terk ederken, her anınız aklınızın ve kalbinizin bir köşesinde kalıyor. Gözlerinizi kapatınca, hala orayı ziyaret edebiliyorsunuz.
 
Gordes - Dağın tepesinde, daha köye girmeden büyülendiğiniz bir köy. Köye giriş, dar bir yoldan sağlanıyor ve özellikle pazarın kurulduğu, Salı günü burayı gezmek çok zor! Arabanızı park etmekte zorlanıyorsunuz. Yazın sıcağında burada donduk, şansımıza acayip rüzgar vardı. Pazar, etraftaki köylerden de büyük ilgi görüyor, oldukça kalabalık. Özellikle kocaman zeytinler ve zeytinyağları dikkat çekiyor. Zeytinlerin çoğu baharatlı ve içleri kocaman sarımsaklar ile doldurulmuş. Bu köy 'A good year' filminin çekildiği Franny'nin çalıştığı kafenin bulunduğu yer. Hemen kilisenin yanında yer alan bu kafe, pazar kurulunca oldukça zor farkediliyor. Biz gittiğimizde kapalıydı ama bahçesinde biraz vakit geçirebilirsiniz. Dağlık bir alan olduğu için merkezde biraz yokuşlu ve merdivenli. Bir cafede oturup, dağın tepesinden vadiyi izliyoruz. 
Notre Dame de Senanque Abbay, Manastır Gordes köyünden inerken, dağın eteğinde. Aşağıya inerken tepeden görmeye başlıyorsunuz ve burnunuza inanılmaz güzel lavanta kokusu geliyor. Biz gittiğimizde bahçedeki çoğu lavantayı toplamışlardı. Sanırım Haziran sonu-Temmuz başı en güzel dönem. Lavantalar kurumaya başlamış ve renkleri değişmiştir. Kocaman bir manastır ve lavanta dolu bahçesi ile inanılmaz güzel bir yer. Bir masalın içinde geziyormuş gibisiniz.
Roussilion - Bir başka büyüleyici kasaba. Taştan kırmızı yapılar ve kırmızı toprakla çevrili bir inanılmaz bir yer. Yine bir dağın tepesinde kalan kasabanın rengi hemen yakınındaki madenlerden çıkarılan lik rengindeki topraktan kaynaklanıyor. Bu kasabada, mor renkli lavanta kokulu harika bir dondurma yedik. En tepeye çıkıp, Luberon bölgesini seyrettik. Küçük ama görülmesi büyük keyif veren bir yer.

Birgün içerisinde, Gordes, Senanque Manastırı ve Roussilion kasabasını ziyaret ettik.

Saint Remy Provence - 3 gece buraya yakın bör otelde konakladık. Hotel l'Amandie're, bugüne kadar kaldığım en keyif verici oteldi. Sakin, doğa ile iç içe, çok güzel ve özel bir tasarıma sahpti. Aslında samimi bir yerdi. Yıllarca orada kalıyormuşsunuz gibiydi. Balkonumuz, ahşap panjurlarımız ile konaklamamız boyunca büyük keyif aldık. Bu kasabanın elit ve aristokratik bir havası var. Küçücük bir alanda sayılamayacak kadar sanat atölyesi ve birbirinden güzel restorantları var. Bu bölgede yemek yemek çok keyifli. Yemek sonrası tatlı yemek ise şart:) Fransızlar yemek işinibüyük bir ciddiyetle yapıyor ve herşeyin bir sırası var. Soğuklar, sıcaklar, ana yemek, peynir ve tatlı. Bu kadabada görülebilecek spesifik birşey olmasa da, dar sokakları ve mimarisi ile oldukça keyifli bir yer. Burdan şarap mahzenleri ile ünlü Chateauneuf-du-pape kasabasına, şarap tadımına gidiyoruz.

Chateauneuf-du-pape - Papanın yeni şatosu anlamına gelen bu kasaba, Rhone vadisinin en ünlü şarap satıcılarının bir araya toplandığı bir kasaba. Aslında yol üzerinde her yerde, üzüm bağları ve şatoları görübiliyorsunuz. Bazıları direk satış yapıyor ama sezonluk açılıyorlar. Bu bölgede ise birçok farklı şarap üreticisinin şaraplarını tatma imkanınız var. Yıllandırılmış eski şaraplar, kırmızı-beyaz harmanlar bir çok farklı tadı bulabilirsiniz. Her satıcı tadım yaptırıyor ve istediğiniz şarabı alablirsiniz. Bu konuda biz sadece kendi damak tadımıza göre tadım yaptık. Bir uzman görüşü almakta fayda var. 2 senedir burdan aldığımız özel şarabı hala içemedik, özel bir gün için saklıyoruz:) 

Buradan çıkarken, yol üzerinde bir çikolara satış mağazası vardı. Burada da çikolata tadabilirsiniz. İlk acı biberli çikolatamı burada yemiştim:)

Avignon - Bölgenin en büyük yerleşimi. Gezebileceğiniz kocaman bir kalesi var. Manzarası, yerleşimi güzel bir yer. Roma dönemine ait eserlerin yer aldığı bu şehir, papalar şehri olarak geçiyor. Kaleden görebileceğiniz birde Avignon köprüsü var. Sokaklarında gezerken Michelin yıldızlı restorantlara rastlıyoruz. Acıktığınız her an bir restorantta yemek yeme şansınız yok. Restorantlar öğle yemeği için 1-3 arasında açık oluyor ve sonra akşam yemeğine kadar kapatıyorlar. Genelde küçük ve bahçeli restorantlar var. Gözümüze kestirdiğimiz bir yerde et yiyoruz tabi üzerine de güzel bir tatlı. Bu bölgede etleri oldukça güzel pişiriyorlar. 

Lourmarin - Geçerken uğradığımız ufak ve sevimli bir köydü. Yolunuz düşerse uğrayın.

L'Isle-sur-la Sorque - Her yerinde su değirmenlerinin yer aldığı dağlık bölge içerisinde düz bir araziye yerleşmiş, Hollanda köyü gibi. Etrafı sularla çevrili bu köyde, tourist information dan alacağınız bir harita ile bütün köyü gezebilirsiniz. Sorgue nehri üzerinde yer alan bu köyde kanallar üzerinde 62 tane su değirmeni bulunuyormuş. Nehir kenarındaki fabrikaların kapanması ile bir çoğu kapatılmış. Bu değirmenler ile 13. yy da ipek ve yün çarşaf, örtü, kıyafet yapımında kullanılıyormuş.
Sault (sol)- uzun bir yol gitmiş olsakta, son günümüzde, hala istediğimiz kadar lavanta tarlası görememiş olmamızın verdiği hayal kırıklığı ile öğleden sonra uzun bir yola düştük. Yol boyunca hiç lavanta göremiyorsunuz. Doğru gittiğinize dair bir izde bulamıyorsunuz. Şansımızı denedik ve sonunda bir sürü lavanta tarlasının içine düştük:) Güneş neredeyse batmak üzeredeydi. Manastırdakilerin aksine burdaki tarlalar arasında hala mor olanları vardı. Güneşin azalan ışıkları ile beraber renklerde maviye çalmaya başladı. Yol boyunca bir sürü tarlada durup fotoğraf çekildik, keyfini çıkardık. Dönüş ise uzun süren bir yolculuktu. Hava karardıkça, hiç bilmediğimiz bu yollarda, iphone dan çizdirmiş olduğumuz yolu navigasyonla takip ederek otelemize gece yarısı vardık. Tatilimizin hedefine ulaşmıştık. Bir sürü köy, lavanta tarlası ve şarap tadımımızı gerçekleştirmiştik. Bizim rüyalarımız gerçek olmuştu. Umarım sizinkilerde gerçekleşir.

Bu ufak kasabada yıllardır lavanata üretimi yapılıyor ve lavantalar kontrollü üretim sertifikaları ile satılmaktadır. Alıcılar, bu sertifikaya büyük önem veriyormuş ve herkes bu kapsamda uzun yıllardır üretim yapıyormuş. Bu bölgede Koz helvası oldukça ünlü, siyah beyaz olarak 2 çeşit üretiliyor. Ayrıca bölgede lavanta balı, yağı, sabunu alabilirsiniz. Roussilion-Gordes hattı arasında bir lavanta müzesi var. Musee de la Lavande mutlaka gezin. Bahçesinde lavantalar var ve burada ilk damıtma yöntemini gösteriyorlar. Bahçede bir damıtma makinesi var. Size bütün detayları anlatıyorlar. Lavanta oldukça şifalı bir bitki, müzedeki ürünler ve şifa özellikleri etkileyi. Lavanta ve lavandin arasındaki farkı anlatıyorlar. Gerçek lavantadan asıl değerli yağı üretebiliyorlar. Lavandin  den yağ elde edilme oranı daha yüksek. Yeştiği bölgelerde farklı lavanta 800 m üzerinde yetişirken, lavandin daha alçaklarda yetişmektedir. Lavandin, insanların ekmesi ile oluşurken, lavanta aslında yabani bir bitkidir ve kendiliğinden çıkmaktadır. Lavantanın tek bir sapında bir çiçek yetişirken, lavandinde birden fazla çiçek oluşumu görülmekte ve daha keskin bir koku yaymaktadır. İki bitkiden oluşan balın özellikleri de farklılık gösteriyormuş. Lavantadan elde edilen bal şekersiz ve verimi yüksek iken, lavandinden yıla bağlı olarak farklı verimler elde edilmekte ve bal daha kristalize bir yapıda, şekerlidir. Fransada bal üretimi de kontrol altında ve aldığını ballardaki etiketleri (kırmızı etiket) kontrol ederek, kalitesininden emin olabilirsiniz. Balın içerisinde arılara antibiyotik verilip-verilmediği bile kontrol ediliyormuş.

Avignon-Lourmarin-Chateauneuf-du-pape-Sault -L'Isle-sur-la Sorque bir gün içerisinde gezilmiştir.


NOT-1: Biz bölgeyi ziyaret ettikten sonra, instagramda gördüğüm bir hesapta lavanta tarlalarını gördüm. 'Valensole' diye aratırsanız, bölgeyi inceleyip gezme şansınız olur.

NOT-2: 'Coşkun Aral'la Avrupa Notları' programının 'Tarımda Markalaşma' bölümünde Sault ve çevresindeki lavata ve peynir üretimi hakkında detaylı bilgi veriyor. Gitmeden izlemenizi tavsiye ederim. (İz Tv de izledik)

Dönüşte sevdiklerinize lavantalı sabun, lavanta keseleri, lavanta yağları, krem, bal vs. hediye alabilirsiniz. Ayrıca bölgede hasır çantalarda çok moda, bende geziboyunca kullanmak için kendime bir adet aldım. Çok güzel kurutulmuş lavanta demetleri de ayrıca satılmaktadır.

'A Good Year' filmini izlemenizi ve 'Cezanne üzerine anılar' gitmeden okumanızı tavsiye ederim.

Nice - Güney Fransa'daki son durağımız. Amacımız köyleri gezmek olsakta, buraya kadar gelmişken bu şehri görmemek olmaz. Fransa'da otobanlar çok pahalı. Yola fazlasıyla para ödüyorsunuz. Nice-Marsilya arası 2 saate yakın. Nice öyle pahalı bir şehir ki girişinde bile para ödüyorsunuz. Burada arabanızı park etmek zor. Sokaklardaki park alanlarında otomatik makinalar var ve bilet almanız gerekiyor. Ya da otoparka bırakmalısınız. Kalabalık bir şehir her türden insan mevcut dikkat etmek gerekiyor. Bizim kaldığımız otel biraz dışarıda kalmış ve etrafı pek tekin değildi. Bir adamın bizi otele kadar takip ettiğini söylebilirim. Çok tedirgin edici bir durumdu. Sonra otele girince geri döndü ve bir daha görmedik. Nice, sahil şeridi, meydanları ve eski şehri ile büyüleyici bir yer. Gezdikçebu şehri çok seviyorsunuz. Promenade des Anglais, İngiliz sahil yolu olarak bilinen masmavi deniz boyunca yürüyüş yapabileceğiniz bir alan. Akşamları oldukça kalabalık oluyor. Yol üzerinde Hotel Negresco'ya dikkat etmelisiniz. Gustav Eiffel tarafından tasarlanan yapı, tavanı ile ünlüdür. Her katında Fransının farklı dönemlerine ait izler taşımaktadır. 19. yy da İngiliz soylularının kış aylarındaki tatil yaptığı bu şehirin şık bir havası da var. 

Massena Meydanı, trafiğe kapalı kocaman bir meydan ile bağlanmaktadır. Yerden fışkıran su fiskiyeleri oldukça keyif verici. Bu şehirde rahatça yürüyebileceğiniz büyük alanlardan biri. En ünlü caddelerinden Jean Medicine ve Rue Massena arasında kalan meydana gelmeden bol bol alışveriş yapabilirsiniz. Bu meydana paralel bir sokakta, birsürü deniz restorantı bulabilirsiniz. Tavsiyem buraya kadar gelmişken, Eski şehirde vakit geçirmeniz. Yolun hemen karşısına geçerek, başka bir dünya ile tanışabilirsiniz.

Vieux Nice - Eski Şehir, burası Nice'in ayrı bir parçacı gibi. İtalyan tarzı birbirine yakın binaları ve dar sokakları ile gezmeye doyamıyorsunuz. Gece bir sokakta, büyük bir kalabalığın içinde show yapıyorlardı. Bu bölge 19 yy da yapılan referandum ile Fransa'ya bağlanmış. Eski şehirde, harika bir dondurmacı (Fenocchio) vardı. Dar sokaklarında yayılan baharatçı tezgahları aklınızı başınızdan alıyor. Bu bölgede, nohuttan yapılan Socca isimli gözlemeleride tadabilirsiniz. Bir fırından Meringue  (büyük beze) aldık. Fırının içini arılar istila etmişti. Merengiue, kırınca içinden çıkıcak diye çok korktuk:)

Cours Saleya Pazarı , Vieux Nice te kurulan sokak pazarı. Renkli çiçekleri, cafeleri ve antikacıları ile keyifli vakit geçirebileceğiniz bir meydan.

Garibaldi Meydanı, Garibaldi ailesi bu bölgenin en köklü ailelerinden, ismini sıklıkla göreceksiniz. Bu meydanda, gördüğümüz deniz ürünlerine dayanamayıp tatmak istedik. Kocaman bir tabak dolusu, deniz ürünü. Benim için deniz ürünü güzel pişmiş bir karides, kalamar ve ahtapotmuş. Limon sıkıp, istiridye, salyangoz yemeğe çalışsakta, sanki tuzlu denizi kocaman bir balina gibi ağzıma atıyordum. Tabi ki bu sadece tadımlık birşey. Bununla karnımı doyurmam imkansız:) Sümüklü bözekte yedik. Beraberinde gelen kırmızı ipli iğneler yardımı ile kabuklarından çıkarıp yiyorsunuz. Diğerlerinden daha lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Bir masaya kocaman bir yengeç gitti. Sandviç gibi görünüyordu, böyle büyüğünü bir daha görmedim ama o an yiyemezdik:) Mutlaka deneyin, her zaman Nice 'e gitmiyor insan:)

Parc de la Colline du Chateau Tepesi, İngiliz yolu sonunda, limana gelmeden şehri izleyebileceğiniz harika bir tepe. Çıkması biraz zorlu olsada, her merdivende durup, fotoğraf çekilmek istiyorsunuz. Masmavi gökyüzü, denizle birleşiyor ve kumsalları ile beraber Nice size oradan gülümsüyor. Eski şehri tepeden görmekte ayrı bir keyif. Birbirine girmiş çatılar ve kubbeler.

Kendinizi Nice'in sokaklarına bırakın, yemeklerinin keyfini çıkarın.



1 yorum: