En Son Ne Var?

Kugelhopf - Üzümlü Bademli Kek - Alsace Mutfağından Tarifler-1



Fransa’nın güney sınırında bağlarla kaplanmış, Voges dağlarının eteği boyunca uzanan köyleri ziyaretimiz ile Fransa-Almanya kültürünün zengin bir çorba gibi oluşturdukları mutfak kültürü beni büyüledi. Et-patates yemekleri ve sosları, hamurişleri ve bölgeye has şarap ve peynirleri ile zengin bir mutfak. Bölgede üretilen toprak kaplarda uzun sürede pişirilen et yemekleri, brioche kıvamında paskalya çörekleri ve pastaları ile mutfağımızda denemek istediğim tarifler biriktirdim. Kugelhopf, mayalı hamurdan yapılan, brioche kadar yağlı olmayan, paskalya çöreği gibi tel tel bir kek. Kekin içine konulan üzüm ve bademlerle zenginleşen bir kek. Yine bölgeye has toprak kaplarda pişirilerek pitoresk bir görüntüye ulaşıyor. Dar yukarı doğru uzayan kek kalıpları tercih edebilirsiniz. Kabarması için dar yüksek kalıp seçmekte fayda var. 





Kugelhopf - Üzümlü Bademli Kek

24 cm lik toprak kek kalıbı kullanılmıştır. Toprak kalıp Fransa’nın Alsace bölgesinden alınmıştır.

1/2 cup süt - 120 ml (ılık)
10 g instant maya (1 paket)
60 g şeker
100 g kuru üzüm (suda bekletilmiş)
50 gr badem doğranmış, ayrıca kalıbın dibine dizmek için 20-25 tane tane badem
300 g beyaz un
Bir çay kaşığı tuz
60 gr tereyağ
2 yumurta



Sütü ocakta ılıtarak ve tereyağını eriterek başlıyoruz. Terayağ soğuyunca, süt, tereyağ, şekeri karıştırıyoruz. Ardından mayayı da ekleyerek, çırpıyoruz. Yumurtaları tek tek kırarak yediriyoruz. Un ve tuzu karıştırarak, karışıma yavaş yavaş ekliyoruz. Ele yapışan biraz cıvık bir hamur oluyor. Çok cıvık ya da katı ise un ya da süt ilave edebilirsiniz. En son doğranmış badem ve üzümleri ekleyebilirsiniz.

Kabın ağzını nemli bir bez ya da streç film ile kapatarak yarım saat ya da yaklaşık 2 katına çıkana kadar dinlendiriyoruz.

Kek kalıbını yağlıyoruz. Yağlanan kalıbın dibine çiğ bademleri diziyoruz. Hamuru kabaca katlayarak, biraz söndürüyoruz. Kalıbın içine hamuru yerleştirerek, iki katına çıkana kadar mayalanması için bekliyoruz. Kalıbın yarısına kadar hamuru koymakta fayda var.


Önceden 175 C ye ısıtılmış fırında 25 dk pişiriyoruz. Pişirdiğim fırının ısısı biraz yüksek, fırınınızı tanıyorsanız ve ısı ayarları düşük ise 180-190 da da pişirebilirsiniz. Fırınınızın orta rafının biraz daha altına koymaya özen gösterin. Hamur fırında da kabaracağı için üstü fırına yapışıp yanmasın.

Fırından çıkınca 10-15 dk dinlendirip, kenarlarından hafifçe ayırarak, ters çevirip tabağa alıyoruz. Servis öncesi üzerine pudra şekeri serpmeyi unutmayınız.

Yanına ev yapımı güzel bir reçelle afiyetle yiyebilirsiniz. 
Biz bahçemizde piknik yapmayı tercih ettik ve çimlere yayılarak, baharın gelişini bu yumuşak dokulu kek ile kutladık. Annemin yaptığı ekşi vişne reçeli de kek ile çok yakıştı. Kayısı reçelinin de çok yakışacağını düşünüyorum. Sevdiğiniz reçellerle deneyip, yazın..

Afiyet olsun..

Strasbourg Gezi Notları




Rüya gibi köylerin, henüz yeşermemiş uçsuz bucaksız bağların arasından geçtikten sonra bir büyük şehre uğrayalım. Strasbourg ile tanışmamız, devasal Kleber maydanı ile başladı. Konakladığımız yer meydanda eski bir bina. Şimdi katlara bölünüp dairelere dönüştürülen bu evde, zamanında hangi büyük aile yaşıyordu kim bilir.. Tam meydana bakan odamınızın camından Strasbourg'a merhaba dedik. Sabah meydanda kurulan tezgahların telaşı, işe giden insanların acelesi ve şehre yeni gelen turistlerin karşılaştığı ilk bölge. Meydanın altı komple otopark. Güneşte tam odamızın karşısından batıyordu..



Strasbourg'a araba ile ulaşım oldukça kolay, ayrıca Almanya sınırına yakınlığı sebebiyle, Almanya'dan da rahatça trenle ulaşabilirsiniz. Şehrin kanallarla çevrilmiş olması, kendi içindeki yapısını korumasını sağlarken, şehrin sınırlarını da oluşturmuş. Bu tarihi şehirde, arabanızı mutlaka otoparka bırakmanız gerekiyor. Özellikle gündüz sokak arasındaki otoparklar çok pahalı. Araştırmalarımız sonucu şehirde en uygun gelen 'The Bateliers' otoparkına arabamızı bırakarak (18 saate 20 euro ödedik), kanallar boyunca yürüyerek, şehre dönüyoruz. Şehrin bu kısmında birbirinden güzel cafe ve restoranlar bulabilirsiniz. Özellikle pastahane kültürü çok gelişmiş. Hatta otoparkın hemen çaprazındaki 'Pasta et Ravioli' pizza restoranına bayıldık. Ill kanalları boyu yürüyerek, kanallara sarkan söğüt dalları altında güneşlenen, kış güneşinin keyfini çıkaran öğrencileri görünce, heyecanlandık. Yaşayan, insanların sokakta olduğu cıvıl cıvıl bir şehir. Kanallar boyunca yürüyüp, zaman zaman yukarıdan zaman zaman kanal kenarlarına inerek, sanki bir Pazar sabahı yürüyüşü yapıyormuşuz gibi hisssettik. Tabi her gördüğümüz eşsiz yapı ve manzarayı çekerek, turist olmaya geri döndük:) Şehir turuna dışarıdan kanallar boyunca başlayarak, içeriye doğru ilerlemiş olduk. 





Eglise Reformee Saint Paul Church
2 kanalın ortasına inşa edilen kilise, birçok açıdan rahatlıkla görülmekte. Hemen önünden tren ve arabaların geçtiği Pont d'Auvegne köprüsünden kiliseyi seyrederek, şehre giriş yapıyoruz. Kanalların kenarından yürüyerek, Rue des Juifs caddesi boyunca cafe ve restoranlarla karşılaşıyoruz. Mimariye düşkünseniz, ön yüzü alegorik seramik figürlerle kaplanmış “Higher Institution of Decorative Arts” binasına göz atın. Dış cephedeki .... temsil eden figürler oldukça ilgi çekici.



Place du Marche Gayot
Caddenin kalabalığından saklanmış, gizli bir bahçe gibi. Günün her saatinde burada birşeyler yiyip, içilebilir. Özellikle güneşli havalarda, trafiğe kapalı, binalarla şehirden izole edilerek, adeta saklanmış bu meydanda oturup, keyif yapabilirsiniz.



Notre Dame Cathedral
Kilisenin uzun duvarları boyunca yrüyerek, büyüleyici ön yüzüne ulaşıyoruz. Gotik mimarisi ve heybetli yapısı ile şehrin ortasında yükseliyor. Geceleri katedral aydınlatmaları ile ayrı bir havaya bürünüyor. Gündüz içini gezdikten sonra, akşam saat kaç olursa olsun, yolunuz kilisenin önünden geçsin. Kilisenin kapısının üst tarafında bulunda oyma heykeller, herbirinin birbirininden farklı olması ve ellerinde taşıdıkları simgeler ile uzun uzun seyrettiyor. Ön cephedeki tamamındaki fresk ve heykellerdeki detaylarda kayboluyorsunuz.

Katedralin arka tarafında 16 yy da Jean-Baptiste Schwilgue tarafından dönemin önemli eserlerinden bir olan Rönesans tarzındaki Astronomi saati görülmeye değer. Blimsel bir teori olarak hazırlanan saatin mekanizması Dünya'da bir ilk.

Saatin yan tarafındaki heykel sütün dikkatimi daha fazla çekiyor. 'The Angel Pillar' olarak anılan İsa'nın heykelinin de bulunduğu 12 heykel, hem sizi hem de etrafı izliyor gibi. Gerçekçi bakışları ile beni çok etkiledi..




The Maison Kammerzell
Notre Dame Katedralinin bulunduğu ufak meydanın sağ tarafında yer alan eski yapı, şimdilerde restoran olarak işletiliyor. Şehirdeki en ünlü restoranlardan biri olmakla beraber, tadım menülerini deneyerek, yerel tadları tadabilirsiniz. 15 yy da Rönesans tarzında yapılan bina, camları, heykelleri ve farklı dış mimarisi ile büyüleyici. Kafanızı yukarıya binanın üst katlarına çevirdiğinizde, şişe diplerinin birleşimi tarzında yapılan camları hemen dikkat çekiyor. 



Place du Chateau
Katedralin sol tarafından yürüyerek, yan tarafına geçtiğinizde ufak bir meydan ile karşılaşıyorsunuz. Meydanda bulunan Place Rohan ve kilisedeki eserlerin kopyasının sergilendiği Oeuvre Notre-Dame Works ziyaret edebilirsiniz. Palce Rohan yanından nehir kenarına ufak bir kaçamak yapabilirsiniz.

Notre-Dame Katedralinin tam karşı sokağından ilerlediğinizde, Rue Merciere tarihi evleri ve hediyelik eşya dükkanları ile bana beyoğlunu hatırlattı. Sokağın başından baktığınızda görülen görkemli Katedral, Galata kulesini görmek gibiydi.

Buradan Gutenberg Meydanına iniyoruz. 16 yy ait görkemli ve simetrik yapılarının ortasında buluyoruz kendimizi.  Şehrin alış-veriş caddesi ve tramvay yolları ile keşisen bu meydan oldukça kalabalık. Meydanda bir atlı karınca vardı. Biraz alış-veriş yapalım derseniz Rue des Grandes Arcades üzerinden Kleber Meydanına doğru yürüyerek, mağazaları gezebilirsiniz. Bu cadde üzerinde No:33 te mimari açıdan farklı bir döneme ve tarza sahip olan binaya dikkatlice bakmayı ihmal etmeyin. 'Modern sanat' işleri olarak 19 yy başında inşa edilmeye başlanan cam ve metal ön cepheli binalar, dönemde 700 yakın inşa edilirken, günümüze 50 kadarı sağlam bir şekilde kalmış. 



Kleber Meydanı
Şehrin kalbinin attığı, kutlamaların özellikle en büyük yeni yıl ağacının getirilerek, Avrupa'da ki en büyük yeni yıl pazarının kurulduğu ünlü meydana hoşgeldiniz:) Bizim Strasbourg'ta ki evimiz:) Meydanda görkemli pembe taşlardan askeri bina olarak inşa ediliş The Aubette binası meydan boyunca uzanıyor. Şimdilerde askeri izlerden sıyrılarak, mağaza ve Starbucks yer alsa da görkeminden birşey kaybetmemiş. Meydanın alt köşesinde Galeries Lafayette alış-veriş merkezinden geçerek, paralel caddeden rotamızı La Petit France'a doğru çeviriyoruz.



La Petit France
Trafiğe kapalı Grand Rue üzerinden yürümeye başlayınca, kitapçılar, fırınlar ve mağazalar dikkatimizi çekiyor. Grand Rue nun arka sokakları da gençlerin takıldığı cafelerle dolu. Bu sokakta bir fırın var ki, kapısında uzun kuyruklar oluşuyor. İçeriden  yükselen sıcak tatlı kokuların etkisiyle vitrine yaklaşıyoruz ve koku bizi içeri davet ediyor. “L’atelier 116” fırınından yolda atıştırmak için birer ‘Beignet’ alarak yola devam ediyoruz. Odaya dönerken de tart ve cheesecake lerinden paketletip, Keleber meydanına karşı, çatı katındaki evimizde beş çayı keyfi yapıyoruz Petit France tabelasını görünce nehre doğru ilerliyoruz. Cıvıl cıvıl bir meydan (Benjamin Zix Place) bizi karşılıyor. Çiçeklerle dolu meydanda, tarihi evlerin arasında zaman durmuş gibi.. Masaları meydana kadar uzanan La Corde a Linge de kısa bir mola vererek, şehrin tarihe tanıklık eden kısmında zaman geçiriyoruz. Rue des Moulins üzerinden yay şeklinde dönen eski sokaklarda dolanarak, arka sokakları ziyaret ediyoruz. Köprünün arka kısmında çok sevimli restoranlar var. Pont Saint Martin köprüsü, La Petit Venice i gören en güzel manzaralardan birine sahip. 14 yy da Ill nehrinin kollarının yükseklik farkı yaratması sebebiyle bölgeye değirmenler kuruluyken, zamanla derilerin kurutulduğu bölge haline gelip zamanla Alsace bölgesinin şaraplarının transfer edildiği bir limana dönüşmüş. Köprünün ayağındaki sokağın başında şehrin en iyi gingerbread lerini yapan, gelinler gibi süslenmiş Mirelle Oster Gingerbreada uğramayı ihmal etmeyin.



Şehrin en can alıcı, heyecan verici noktalarından biri olan La Petit France, turistlerin ilgisinin yanında mimari güzelliği ve yapısıyla da fazlasıyla fotografik bir yer. Bir düğün çekimine denk gelerek, birbirimizin karelerine fazlasıyla dahil olduğumuzu düşünüyorum:) İncecik elbise ile poz veren gelin, Mart ayında dondu.. Her noktada durup, poz vermek isterken, kalabalığın akışından kaçıp, ara ve arka sokaklara sığındık:)



Pont Couverts köprüsü, La Petit Venice in bir elin beş parmağı gibi dallara ayrıldığı bölge. Şehrin yüz yıllara meydan okuyan yüzü de diyebiliriz. Şehrin savunma bölgesinin oluşturan bu parmaklardan dökülen sular, etrafı çevreleyen surlar ve gözetleme kuleleri ile şehri korumaktadır. Köprüdeki kemerlerin kapanması ile bölgeye su basması ile düşman gemilerinin zorlanarak, yenilmesi sağlanıyormuş. Şehrin savunma noktası, şimdilerde şehrin en güzel noktalarından birine dönüşmüş. Nehrin büyüsüne kendinizi bırakırken kollara ayrışan her bir parçacında nasıl bir bütün olduğunu, yıllara nasıl meydan okuduğuna hayran kalıyoruz. 



Strasbourg Mutfağı – Nerede Ne Yenir?

Strasbourg hafızalarımızda unutulmaz tadlar bıraktı. Alsace mutfağı, özellikle et yemekleri ve hamur işleri ile birbirinden güzel lezzetler sunuyor. Her bir fırının yanından geçerken, ya elimizde yemeğe ya da paket yaptırarak sonra yiyelimdiye çantaya attığımız bütün tatlılardan pişman değiliz:) Akşam yemekleri Fransa'da büyük öneme sahip iken Alsace için şölen gibiydi. Keyifle masadan kalkmak ve yeni lezzetlerle tanışmak güzeldi. Akşam yemeği için önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın, şehrin ne kadar kalabalık olduğunu karnınız acıkıp, yer bulamayınca anlayacaksınız.

Beignet, Almanların Berliner’i ne benzeyen, pufidik içi marmelat dolu bir tatlı.

Tarte Flambee / Flammekueche, ekmek hamurundan yapılan, pizzaya sık sık benzetilen, ince hamur üzerinde Creme fraiche, incecik soğan ve domuz sosisi içeren tuzlu bir atıştırmalık. Bölgeye özgü Münster peynirli de alternatiflerini bulabilirsiniz.

Sauerkraut, ince ince kıyılmış, fermente edilmiş, beyaz lahana turşusu diyebiliriz. 

Baeckeoffe, Alsace bölgesindeki kadınların çamaşır günlerinde pişirdikleri, fırında uzun süre pişen, şarapta bekletilen sebzeler ve etten oluşan, harika bir yemek. Alsace’ın ünlü toprak kaplarında, fırında uzun uzun pişirilen etler, yumuşacık ve çok lezzetli oluyor.

Choucroute, Alsace bölgesinin bir diğer ünlü et yemeği. Birçok yerde domuz etinde yapılırken, bazı restoranlarda balıkla yapılanını da bulabilirsiniz. Et, sebze, sauerkraut (lahana turşusu) ile servis edilmektedir.

Mauricette, üzerinde geniş çizikler bulunan bana gülümseyen ekmekler gibi görünen ufak sandviç ekmeği. 

Bretzel, Almanların tuzlu simidi diyebileceğimiz, fırınlarda tuzlu aradığınızda içinizi bastırabilecek, heryerde bulabileceğiniz atıştırmalık.



Kougelhopf, mayalı hamurla yapılan, üzüm-badem içeren, kendine has toprak kek kalıbında pişirilen, yumuşacık bir kek. Vitrinlerde boy boy bulabilirsiniz.



Strasbourg Nerede Ne Yedik? 



L’Epicerie
Şehirde öğrencilerin tercih ettiği, Strasbourg’un arka sokaklarında, müthiş lezzetler içeren bir yer. İç dekorasyonu, samimiyeti ile mekan sizi sarıp sarmalıyor. Tartine, yani ekmek üstü lezzetler sunuyorlar. Bir dilim ekmeğin üzerinde, sevdiğiniz lezzetler bir araya gelince, dayanılmaz oluyor. Alt tarafı bir dilim ekmek olarak bakmayın, bütün lezzet orada saklı. 
Kurutulmuş et, keçi peyniri-bal-badem ile hazırlananlarını çok sevdik. Öğle arası buraya uğrayarak bir dilim Tartine yemeden dönmeyin.





L’atelier 116
Grand Rue üzerinde, uzun kuyruklar oluşturan, içeride binbir çeşit gizli lezzet saklayan bir fırın. Aslında Fransa’da kötü fırın bulmak biraz zor olsa da, Böğürtlenli Tart, cheesecake, beignet.. denemenizi tavsiye ederim.
  
La Cloche a Fromage
Rue des Tonneliers üzerinde yer alan, çeşit çeşit peynirlerden oluşan peynir barı ve sıcak servis edilen peynir çeşitleri ile aklınız başınızdan alacak bir yer. Tek kötü yanı var, mutlaka rezervasyon yaptırın. Peynire doyucaksınız.



Aux Armes de Strasbourg
Akşam yemeği için tercih ettiğimiz bu restoranda birbirinden lezzetli et yemekleri yedik. Porsiyonları oldukça büyük ve lezzetliydi. Gutenberg Meydanında, özenle süslenmiş bu restoran çok turistik görünse de yemekler harika. Ayrıca bu sokak boyunca farklı yerlerde keşfedebilirsiniz.  



Gezi Rotası:
Mullhouse - Colmar ve köyleri-Strasbourg - Heidelberg - Eltz Castle ve Hangeseilbrücke - Würzburg-Mullhouse

Colmar-Strazburg Alsace Şarap Rotası - Beyaz Leyleklerin, Üzüm Bağlarının Masalsı Köyleri ni merak ediyorsanız tıklayın.

Mart, 2018

Datça Gezi Notları


Datça diyince herkes tehlikeli yollarından bahsediyor. Biz Akyaka üzerinden gelirken Karaca Köyü'ne bağlanarak geldik. Yol çok virajlı bazı noktalarda oldukça tehlikeli ancak köy yolu öyle güzel ki, çoğu zaman ağaçlar size eşlik ediyor, etrafta tesis/ev hiçbirşey görmüyorsunuz. Çok keyif aldığım bir yolculuk oldu. Hindi Zahra eşliğinde gün batımında dağların ardında batan güneşi takip ederek, virajları keyifle döndük.

Büyük bir yarımada burası aynı zamanda bal, badem, bük dediniz mi üstüne yok. Her yerde badem satıyorlar, bademli kahve, gözleme, köfte aklınıza ne gelirse tabi ki bal da eşlik ediyor:) Birde birbirinden güzel koyları var, hepsi bük olarak geçiyor. Denizciler dar koylara bük diyormuş burda da kayaların dağların arasından geçit bulunup denize girilen her nokta ufak bir koy olunca, alabildiğine bük bulunuyor.



1. Datça Merkez

Bölgenin dağlık olmasından deniz kıyısına inmek biraz zor, şehrin deniz kenarına konumlanması ve yokuşlar sebebi ile şehir içi ulaşım biraz zor. Merkez deniz kenarı boyunca uzanmaktadır. Gündüz şezlongların yer aldığı kumsalda akşamları büyük masalar kurulmaktadır. Sahil gece vakti çok güzel görünüyor. Sahil boyunca ağaçlara lambalar takılmış ve ışıl ışıl fener ile sahil süslenmiş. Ayrıca gece pazarı ve Sanatçılar sokağı ile farklı hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Merkezde konaklamak, yemek yemek ve gece daha hareketli olması sebebiyle tercih edilebilir. Sahilde retorantların yanı sıra çay bahçeleri de mevcut. Onlarında yine sahilde bulunan masalarında oturabilirsiniz. Çayın yanına atıştırmalık birşeylerin yanı sıra kahvaltı içinde güzel bir seçenek. Şehir merkezinde yapılaşma devam ediyor, ileride dolup taşabilir, şuan bile araç trafiği ve otopark sorunu var.



2. Eski Datça

Yeni şehir merkezi deniz kenarından tepelere doğru uzanırken, eski datça yerleşim yeri girişte dağın yamacında kalmaktadır. Ufacık bir köy olarak kalan eski datça sokaklarını gezmek acayip keyif verici. Taş binalar, daracık sokaklar ve heryer begonviller ve badem ağaçları ile dolu. Köyün içinde el yapımı süslemeler ve hediyelik eşyalar satılıyor. Köyün girişinde çok keyifli bir kahve var. Köy kahvesi aslında artık cafe olmuş, sabah erken saatlerde gelirseniz, huzurla kahvenizi içebilirsiniz, belli bir saatten sonra ziyaretçi sayısı artıyor ve gürültüden o huzur kayboluyor. Can Yücel Datça'lı, yaşadığı evde eski datçada, içinde hala yaşayanlar var. Ev müze olarak kullanılmıyor bu sebeple yaşadığı sokağı, bulunduğu havayı soluyarak onu bir nebze anlamaya çalışabiliriz. Daracık bir sokağa açılan evin kapısı köy kahvesine bağlanırken merdivenlerden geçip dar bir sokaktan ilerlemeniz gerekiyor. Eski datça evleri ve çiçekleri ile huzur dolu bir mahalle.



3. Datça'nın Bükleri 

Datça merkezden burna doğru ilerlerken birbirine benzeyen ama birbirinden farklı bükler bulunuyor. Merkezden büklere giderken, dağlar deniz kenarından gitmenize izin vermiyor. Şehrin dışına çıkarak ana yoldan bir süre devam ediyorsunuz, yol sonrasında deniz kenarı ile bağlanıyor ve buradan bütün bükleri ziyaret edebilirsiniz. Arabanız var ise gezmek daha kolay, bükler arası mesafe yürünecek gibi değil. 



Hayıtbükü; uzun taş bir plajı var. Plajda şezlonglar mevcut. Denizin hemen kenarında, çok sevimli kafeler bulunuyor. Soluklanmak ve atıştırmak için güzel yerler. Biz burda kayalıklara doğru denize giriyoruz. Snorkel yapmayı seviyorsanız, bu bükü çok seveceksiniz. Kayalıkları takip edip, açıklığa dogru gittikçe denizin altından kayalıklar devam ediyor ve masmavi bir su sizi bekliyor. Deniz canlılığı da oldukça fazla. Kırmızı kocaman bir deniz yıldızı ile yavru bir caretta ile karşılaşıyoruz. 



Ovabükü; Hayıtbükünden devam ettiğinizde ikince koy ovabükü. Burası da Hayıtbükünden çok farklı değil. Yol artık deniz kenarından devam ediyor ve 3 büyük bükten birinde ya da denize girebileceğiniz noktalarda mola vererek denize girebilirsiniz.

Ovabükünden Palamutbüküne giderken, yolun denizle buluştuğu düzlükte parkedilmiş araçları farkedeceksiniz. Burasıda taşlık, isimsiz bir koy:) yolun altına doğru uzanan iki küçük mağaramsı yapı var, oldukça ufaklar. Deniz çok berrak ve taşlık, güneş çaprazdan batarken, sıcak taşlarda oturup gün batımını izlemek keyif verici.



Akvaryum koyu; Ovabükünden yokuşu çıkarsanız, Palamutbüküne varmadan Akvaryum koyu var. Yine yol kenarına parkeden araçlardan bu noktayı anlayacaksınız. Akvaryum koyu, taşlık ve denize dogru uzanan ufak kayalıklar var. Çocuklar buradan atlayarak eğleniyorlar. Burada işletme yok, genelde civardan piknik için gelmişler, çok fazla çocuk ve genç var. Deniz cam gibi ve yüzmeye doyamıyorsunuz. Güneş batmadan kimse denizden ayrılmıyor. Güneş arkadan batınca burası çok çabuk gölge oluyor.

Palamutbükü, yerleşiminde bulunduğu kocaman bir koy. Burası insanların en çok sevdiği bük. Diğerlerinden farkı daha büyük ve konaklama imkanlarının fazla olması, yazlık beldesi gibi. 

Yaka Köy, Palamutbükü girişinden yukarı bir köy yolu çıkıyor. Bu sizi aynı zamanda Datça'ya giden ana yola bağlamaktadır. Yaka köy öyle sevimli bir köy ki, gün batımında tepelere çıkarken, zeytin ve badem ağaçları sizi karşılıyor. Denizden yükselirken dağ manzarası kalbinizi çalıyor. Köy içinde herkes kendi bahçesinden topladığı bademi, zeytini, zeytinyağını satıyor. Köyün tepesinde ise çok güzel bir cafe ve restorant bulunuyor. Buradan dümdüz devam ederek, Datça merkeze 25-30 dk da ulaşabilirsiniz. 

Bunlar Datça'ya en yakın ve bir günde gezebileceğiniz koylar. Her gün bir koya giderekte çok güzel zaman geçirebilirsiniz. Datça nın denizi cam gibi ve sıcacık. Sizi hiç üşütmeyen ve dalga olmayan harka sulara sahip. Hem şezlong severlere hem de snorkel yapmak isteyenlere hitap ediyor.

Datça Mutfağı 
  • Her yerde bal, badem tabelaları görecekseniz. Taze badem ve kekik balı almadan dönmeyin.
  • Ballı ve bademli gözleme, köfte vb yiyeceklerde farklı lezzetleri mutlaka deneyin.
  • Datça merkezde lokma satılıyordu, minik lokmalar nefis görünüyor.
  • Bademli kahvesi çok ünlü, tadına bakmayı unutmayınız. Madem badem diyarı, kavrulmuş badem tozları, sıcak sütte pişiliyor ve bal ile sunuluyor. Sıcacık ve tatlı tadı ile çok lezzetli ama bir kahve değil!
  • Çay bahçelerinde oturup, çayınızı yudumlayın. Kekik, adaçayı ve Narpız çayları çay bahçelerinde taze demlenerek sunuluyor. Taze toplanmış kekik çayı bitki çayı seviyorsanız denemeye değer.
  • Kabak çiçeği dolması, çok meşhur ve tempura yapılmış peynir dolgulu kabak çiçekleri çıtır çıtır servis ediliyor.
  • Keçi sütü dondurmacılarında dondurma yemeden dönmeyin. Adımbaşı dondurma satılan bu şehirde, ev yapımı keçi sütü dondurma bulabilirsiniz. Hangisi doğru söylüyor bilinmez ama bütün dondurmalar keçi sütü ve ev yapımı değil, olan çeşitlerini mutlaka sorunuz.


Datça Mutfağı - Nerede, Ne Yenir?

Yaka Mengen
Konum:Yaka Köy içinde

Zeytin ağaçları altına kurulmuş masaları ile doğa ile içiçe bir mekan. Sahipleri bu sene devralmış ve çok tatlı bir çift işletiyor. Ayrıca çok hayvan dostular, çevredeki hayvanlara sahip çıkıp bakıyorlar. Hodor kedileri ve kapıda yatan köpekleri vardı. Öyle keyifli ve lezzetli bir geceydi ki, kendimize bir hediye gibi. Beklemediğimiz bir mekandı, amacımız karnımızı doyurmakken ruhumuzu doyurduk. Mezeleri mevsimsel değişiyor ve çok lezzetliydi. Yemeklerin ötesinde kendi samimiyetleri, sadelik ve mekanın huzuru çok hoşumuza gitti.



Biz neler denedik;
  • 3 renk meze; pancar, havuç, kabak,ceviz ve yoğurtlu bir meze
  • Hardallı börülce; Börülceler hardıllı sos ve maydonoz ile harmanlanmıştı
  • Sirken out kavurması; Lezzetli bir ottu
  • Kabak çiçeği dolması; Tempura kızartılmış, çıtır çıtırdı
  • Pazı Levrek; Pazıya sarılarak pişirilmiş levrek ve yanında sunulan tam kıvamında pişmiş havuç ve patates ve sosu ile harika bir tabaktı.
  • Üzerine de güzel bir tatlı ile geceyi sonlandırdık.
Birer kadeh birşeyler içip, 125 TL gibi bir hesap ödedik.

Kardeşler Pide Kebap
Burgaz .cad. No:54 Datça

Datça'da 2 tane var ve burayı tavsiye ediyorlar. Bu yeri Datça'lı bir çiftten öğrendik. Datça'yı seven çok seviyor ve ayrılamıyorum:) Gitmeden burda lahmacun ve kebap yiyin dediler. Güzel bir yaz akşamında bahçesinde oturup keyif yapmak gibisi yok. Mekan özellikle kalabalık aileler ve çocuklar için harika bir yer. Kocaman bir bahçesi var. Kebap, lahmacun ve künefeleri çok lezzetli. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.

Sami Ustanın Yeri
Konum: İskele Mahallesi, Atatürk Cd. No:38

Datça merkezde trafiğe yeni kapatılan caddenin üzerinde bulunuyor. Bu sokak anladığım kadarıyla 2017'de trafiğe kapatılıyor ve alış-veriş caddesi yapılmak isteniyor. Şehir merkezinin canlanması ve akşam gezmek için güzel bir sokak olmuş. Sami Usta lezzetli köfteleri ile meşhur. Sokağa atılan masaları ile samimi bir aile işletmesi. Yer olmadığından Datça'lı bir çiftte yanımıza oturuyor ve beraber yemek yiyoruz. Sohbet ediyoruz. Datça tavsiyeleri veriyorlar. Mekanı çok sevdiklerini söylüyorlar. Sami Usta'nın eşi ise seneye İzmir'e taşınıcaz kışları burada sıkılıyorum diyor. Umarım taşınmazlar ve Datça böyle bir lezzeti kaybetmez. Hala açık ve yer bulabilirseniz, köftelerini deneyin..

Datça, çevresindeki koylar bu kadarla sınırlı değil, gezebileceğiniz bir çok koy var. Bu koylar Akdeniz'e bakan tarafında kalanlar bir de yarımadanın Ege denizine bakan üst tarafında da bir sürü koy görünüyor. Datça yolu zahmetli olduğundan buraya gerçekten sevenler bu yola katlanıp geliyor ve yol sadece Datça'ya çıkıyor:) Datça gece merkezi gündüz koyları ile keyifli bir tatil için güzel bir alternatif.



Datça-Bodrum Feribotu
Biz Datça'dan Bodrum'a Feribotla geçtik ve 2 saat süren uzun ve dalgalı bir deniz yolculuğuydu. Ufak bir feribot ve zaman zaman dalgaların boyu büyüyebiliyor. Yerliler çok kullanıyor. Merkezdeki ana seyahat ofisinden bilet alarak, buradan kalkan servis ile limana ulaşabilirsiniz

Bu Seyahatin Rotası;
İstanbul-Akyaka (2 gün) -Datça (2 gün) - Kos (3 gün) - Rodos (4 gün) - Kuşadası (1 gün) - İzmir - İstanbul

2017 yaz tatili rotamız yukarıdaki gibiydi. Datça-Bodrum Feribotunu Kos ve Rodos a gitmek için kullandık. Aracımızı Datça'da bırakıp, dönüşte Datça'dan 1 hafta sonra aldık:) Rodos'tan Marmaris'e gelerek, otobüsle Datça'ya geçtik. Oradan aracımızı alıp, ver elini Kuşadası yapıp orda da denize girdikten sonra İzmir'de düğüne katıldık:)

Ağustos, 2017

Gaziantep Gezi Notları - Gastronomi Şehri


Ülkemizin Gurme Şehri Gaziantep’e rotamızı çeviriyoruz. Gaziantep, tarihi, yaşamı, dokusu ve mutfağı ile kendi içinde büyük bir kültür. Şehrin koşturmacasından bunalıp, kafanızın dağılması için hafta sonu kaçamakları listesine yeni bir seyahat ekledik. Cumartesi sabah İstanbul’dan yola çıkarak Pazar akşamına süren seyahatimiz boyunca neler yaptık, bir hafta sonuna neler sığar?



Şehrin Sokaklarında Dolaşmadan Biraz Geçmişe Gidelim..

Osmanlı döneminde Halep’e bağlı Antep nüfusunun yarısını Ermeniler oluşturmaktaymış. Devlet işlerinde söz sahibi olamasalar da, ticaret ve zanaatın kalbini oluşturuyorlarmış. Şehirdeki en güzel tarihi yapılarının Ermeniler’in elinden çıktığını öğrenince, şehrin tarihini ve dokusunu oluşturduklarını anlıyorsunuz. Şehrin yollarının ve büyük konaklarının mimarisi ve işçiliği Ermenilere ait. 1900 lü yıllarda ‘iskan ve tehcir’ kanunu ile Ermeniler şehirden sürgün edilmeye başlamış ve 1924’te Gaziantep’te Ermeni nüfusu sıfırlanmış. 

Ermenilerin geride bıraktıkları konaklar ‘Antepevleri’ olarak turizme açılmış ancak şuan bir çoğu cafe ya da otel olarak işletiliyor. Özellikle Bey Mahallesini gezerken, siyah boyalı taşlarla dönemin Ermeni mimarisini ortaya koyan konakları ve yapıları gördükçe üzülüyorsunuz. Bir şehrin tarihi ile ilgili yıllara sadece konaklar meydan okuyabilmiş. Taş evlerin büyüsü ile sessiz dar sokaklarda gezerken, hayal kurmaya başlıyorsunuz, biraz gizem biraz merakla kafanızı binaların avlularına uzatıyorsunuz. Köşeyi dönünce nereye çıkacağını bilmediğiniz yollarda biraz ürpererek temkinli dönüyorsunuz. Yüksek taş duvarların ardındaki hayatı, içerdeki güzelliği merak ediyorsunuz. Çoğu cafeye dönüşmüş Ermeni konaklarına verilen Yunan isimlerini görünce aldanmayın! Tarihe yakından tanıklık edebileceğiniz, dokusu bozulmadan korunan ve gezebileceğiniz en güzel konaklardan biri Nazaretyan ailesine ait günümüzün Papirüs Kafe’si. 1856 yılında yapılan konağın sahibi Gabaret Nazaretyan Osmanlı’nın en ünlü zeytinyağlı sabun fabrikalarınından birinin sahibi. 
Kurtuluş savaşı sırasında Fransız’lar tarafından işgal edilen şehrin harap olmuş dokusuna rağmen hala geçmişin izlerini taşıyan yapılar ve motiflerle karşılaşabilirsiniz. 


Gaziantep’te Konaklama ve Ulaşım

Havalimanında inince şehir merkezine giden Havaş otobüslerini göreceksiniz. İnen uçak saatlerine bağlı olarak kalkan otobüsler şehrin farklı noktalarında durarak, gitmek isteğiniz noktaya en yakın yerde inebilirsiniz. Biz Havalimanından direk Zeugma’ya gitmek istiyorduk, bizi önünde bıraktı. Bilet fiyatı kişi başı 9 TL. Şehir merkezine gelmeniz yaklaşık 40 dk’yı buluyor. Saatler ve detaylı bilgi için sayfayı ziyaret edebilirsiniz

Haftasonu için geldiyseniz ve şehir merkezinde kalıyorsanız araba kiralamaya gerek yok. Taksi ya da yürüyerek heryere ulaşabilirsiniz.

Bey Mahallesinde yeni açılan Arif Bey Konağı’nda konakladık. Konak sıcacık ve temizdi. Bütün odalar ufak bir avluya açılıyor. Antepliler bu avluya ‘yaşam’ diyor. Çünkü burası bütün kapıların açıldığı, hayatın paylaşıldığı yaşam alanı. Araba kiralamak istemiyorsanız, şehir merkezinde, Bey Mahallesinde konaklamanızı tavsiye ederim.

Halil Usta

Antep’in en sevilen kebapçılarından biri olan Halil Usta hemen Zeugma müzesinin 2-3 sokak arkasında bulunuyor. Müzeyi gezmeden önce karnımızı doyurmamız lazım dimi:) Küşleme, simit kebabı, baharatlı/baharatsız kıyma, kısabel karışık tabak söyledik. Masa anında salatalarla donatılıyor. Herşey metal sahanlarda geliyor. Özellikle salatalar sulu ve öyle lezzetli ki. Yöreye özgü nar ekşisinin lezzetini hiçbir yerde bulamazsınız. Üzerine bir de tadım amaçlı bir havuç dilim baklava yedik ki, şehirdeki en iyi baklavalardan biri. Kişi başı 45-50 TL arası bir fiyat ödedik. 


Zeugma Müzesi

En önemli arkeolojik keşiflerden biri olan Zeugma Antik Kenti’ne ait mozaiklerin sergilendiği müzedeki eserler ve müzenin atmosferi büyüleyici. M.Ö. 300 yılında Büyük İskender’in generallerinden Selevkos Nikator’un kurduğu şehir, Roma hakimiyeti ile köprü başı, geçit anlamına gelen ‘Zeugma’ adını almıştır. Bereketli Fırat nehri’nin en sığ noktasına kurulan, Fırat Nehri manzarasına sahip villaları ve nüfusu ile Kommagene Krallığı’nın en büyük dört şehrinden biriymiş. Gaziantep, Nizip İlçesi-Belkıs Köyü’nde Birecik Baraj Gölü yapımı sırasında bulunan şehirden çıkartılan mozaikler müzeye taşınmıştır. Şehrin %30’u baraj gölü altında kalmıştır ve kalan %70 lik kısım için kazı çalışmaları hala devam etmektedir. Kazı alanını gidip, ziyaret edebiliyorsunuz. Şehir merkezinden yaklaşık 1 saat uzaklıkta. 

Müzenin giriş katı büyüleyi dev mozaiklerden oluşuyor. Vilların salonlarından, süs havuzları ve duvarlarından sökülüp, taşınan mozikleri büyüleyici. Öyle görkemliler ki, hayranlıkla izliyorsunuz. Mozaiklerin büyüklüğü ve ustalığı şehrin zenginliğini gözler önüne seriyor. Greko-Romen kültürünün en önemli eğlence biçimlerinden biri olan yemek davetlerinde kullanılan bu salonlarda davet sırasında gerçekleştirilen pantomim ve tragedya oyunlarının konularını ve sahneleri zemine işlenmiştir. Evlerin zeminlerinde ve duvarlarındaki mozaikler ev sahibinin ilgilendiği müzik, edebiyat ve felsefe konularını sergilemektedir. Mozaikleri gezerken yanlarındaki açıklamadan mozaiğin anlattığı hikayeyi ve karakterleri tanıyabilirsiniz. 

Müzenin girişindeki OCEANOS ve TETHYS MOZAİĞİ, (‘dünyadaki bütün açık denizlerin tanrısı olan Oceanos, denizdeki dişi unsuru sembolize eden Tethys ile birlikte yaşar. Dünyadaki bütün ırmakların ve nehirlerin Oceanos ve Tethys'ten meydana geldiğine inanılır.’*), ve zeminde yer alan POSEIDON, OCEANOS ve TETHYS MOZAİĞİ Fırat nehrinde ve okyanusta yer alan balıkların yer aldığı mozaik en ilgi çekicilerinden.
Antep’in simgesi haline gelen Çingene Kızı Mozaiği müzedeki en küçük eser:) Biraz reklam ve PR çalışması olarak kullanılmış. Kazılar sırasında, alnına düşen saçlarıyla çingene kızına benzetilmiş yüz, bence bir erkek çocuğuna benziyor. Mozaiğin en ilgi çekici yanı olan kendisine bakanı her yönden takip eden gözleri, Mona Lisa ile aynı teknikle yapılmıştır. Helenistlik dönem resim sanatında kullanılan ‘üç çeyrek bakış’ tekniği ile yapılmış. Karanlık bir odada sergilenmektedir. 
Müzenin harika bir mistik havası var. Büyüleyici bir ortamda kocaman mozaikleri gezmek çok etkileyici. Müzenin bir broşürü ne yazık ki yok, umarım Zeugma’nın tarihini ve eserleri anlatan kısa bir döküman hazırlanır. 

Müzeye müze kartınız ya da maksimum kartınız ile ücretsiz girebilirsiniz. Tek girişlik bilet fiyatı 15 TL. Müze’de müze tarihi ilgili bilgi bulamayacağınız için gitmeden mutlaka okuyunuz. Müzeyi gezmeniz yaklaşık 1.5-2 saat sürüyor.


Koçak Baklava

Taksi ile ya da yürümeyi seviyoruz derseniz Zeugma Müzesinden yürüyerek, Koçak baklavanın bir şubesine ulaşabilirsiniz. Baklava yemeden günü bitiremeyiz:) Antep’in en iyi baklavacısı, burdan hediyelik baklava almayı ihmal etmeyin. Hatta her yere kargo ile de baklava gönderiyorlar. Bütün baklavaları çok lezzetli. Kişi başı 4-5 baklavayı hüpletiyoruz. O kadar yenir mi demeyin. Şerbetsiz, bol fıstıklı müthiş bir baklava. Biz İstanbul’da kandırılıyoruz diyorsunuz. Tabakta hiç şerbet kalmıyor. Birde bol fıstıklı içi kaymaklı yaprak şöbiyetleri var ki mutlaka denenmeli. Kalbimizi burada bıraktık:) Biraz dinlenip, yorgunluk atıp, otelimize dönüyoruz.


İmam Çağdaş

Akşam yemeği için çok alternatif var:) Bayazhan ya da İmam Çağdaş’ı tercih edebilirsiniz. İmam Çağdaş konumu ve binası ile şehrin içinde en iyi restroranlardan biri. Şehrin hanlarının bulunduğu Gümrük caddesi üzerinde görkemli yapısı ile etkileyici bir yapı. Ali Nazik, lahmacun, gavurdağ salatası ve Patlıcan Kebabı deniyoruz. Lahmacun ve Ali Nazik mutlaka denenmesi gerekiyor. Yine nar ekşisinin büyüleyici tadı nedeniyle, Gavurdağ salatasının suyundan eser kalmıyor:) Kişi başı 20-25 TL arası ödüyoruz. 

Tahmis Kahvesi

Şehirde bizim için en büyük eğlence kahveye gitmek:) Tarihi Tahmis Kahvesi karşılıklı 2 dükkanı ile mola vermek ve akşam takılmak için güzel bir yer. Menengiç kahvemiz eşliğinde tavla turnuvası düzenliyoruz:) Daha önce böyle bir kahve içmemişsinizdir.  Tavla oynarken, kahve sonrası zahter çayımızı da içiyoruz. Ada çayı familyasından bir ot olan zahter, adaçayı tadında.
Menengiç, antep fıstığının tohumundan yapılan bir kahve. Menengiç aslında antep fıstığı ağacının yabanisinden toplanan tohumlara deniyor. Ağacı aşılarsanız, bildiğimiz antep fıstığı yetişiyor. Aşılamazsanız, tohumları tuzsuz olarak ezerek, macun kıvamında elde edilen pelte kahve yapımında kullanılıyor.Menengiç tuz ile kavrularak, çayın yanına, kendir tohumu ve kırık leblebi ile karıştırılarak kuruyemiş olarak ikram ediliyor. 
İlk günü burada tamamlıyoruz. Müze sonrası otelde dinlenmek yerine şehir merkezini de gezebilirsiniz. 


Kurtuluş Cami

Ermeni taş oymacılığının izlerini taşıyan siyah-beyaz taşların uyumu ile ‘Surp Asdvadzadzin (Aziz Meryem Ana) Katedrali’ nin ibadete açılması ile şehrin en görkemli Camisi. Ermeni mimar Sarkis Balyan ve taş ustası Sarkis Taşçiyan tarafından inşa edilmiş. 3 tonluk çanı Brezilya’da yaşayan Hrant Köşkeryan tarafından özel olarak yapırılmış. Yapı, Ermenilerin şehri terketmesi sonrası cezaevine dönüştürülür ve yıllar sonra onarılarak ibadete açılır. Biz içeri giremedik ancak dışarıdan bile görülmesi gereken bir yapı, özellikle geceleri aydınlatması ile çok görkemli görünüyor.


Bey Mahallesi

Taş konakları ve dar sokakları ile Antepevleri olarak turizme açılan ve son yıllarda restore edilen evlerle şehrin sosyal dokusunu ve mimarisini gözler önüne seriyor. Bey Mahallesi sokaklarında gezebileceğiniz müzeler; Atatürk Müzesi, Oyun ve Oyuncak Müzesi, Ali İhsan Göğüş Müzesi.


Atatürk Anı Müzesi

Kurtuluş savaşı sırasında büyük direniş gösteren Antep halkının hikayesini ve kurtuluş savaşı yıllarını anlatan müzede Atatürk’ün Antep’e geldiğinde kullandığı yatak, kahve fincanı ve bazı eserler sergileniyor. Atatürk’ün Antep ziyareti sırasında Bey Mahallesinde kaldığı bilinmekle beraber hangi evde kaldığı bilinmemektedir. 2 katlı bir konakta sergilenen eserleri gezmeniz uzun sürmüyor. Mutlaka uğrayın ve Gaziantep halkının direnişi ve savaş yıllarında yaşanan zorlukları görün.

Ali İhsan Göğüş Müzesi

Atatürk Anı Müzesi’nin karşısında yer alan Oyuncak Müzesi ile içice bir müze. Ali İhsan Göğüş Türkiye’nin ilk Turizm bakanı, sonrasında milletvekilliği de yapmış Antepli bir gazetecidir. Kendi özel eşyaları ve kütüphanesi sergileniyor. Kendi doğduğu evi bağışlayarak annesi adına Mutfak Müzesine dönüştürülmesini istemiş. “Biz Selçukluyuz, sonradan Osmanlı olduk” diyor. Müzede bir döneme ait eşyaları görmek sizi geçmişe götürüyor. Yazıları, hayatı ve sözleri ile Ali İhsan Göğüş’ü tanımak için güzel bir fırsat. 


Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi

Bir evin avlusundan geçerek, arka tarafa müzeye geçiyorsunuz. Ali İhsan Göğüş müzesi önünde mola verirken, bir adam geliyor ve müzenin kapısında bekleyen kıza soruyor;
-Ne tip oyuncaklar var içeride?-1800 lü yıllara ait oyuncaklar bulunuyor.-‘Cıncık’ var mı?-Efendim?-Bilmiyor musun? Nerelisin?-Antepliyim.-Cıncık bilmiyor musun? Bizim çocukluğumuzun oyuncağı, nasıl bilmezsin diyor.-Buralıyım ama hiç duymadım diyor kız.
Sonra müzeye girip her yerde Cıncık arıyoruz:) Nedir bu cıncık:) Meğer miskete Cıncık diyorlarmış. Sonradan öğrendim ki Anadolu’da parlak cam eşyalar ve hatta renkli gözler için kullanılan bir sıfatmış! Cıncık gözlü kullanılan bir tabirmiş:)

Çocukluğumuza dönüp, Almanya, Amerika ve Dünya’nın farklı yerlerinden getirilen dönemin oyuncaklarını görünce sevinerek, inceliyoruz. Hepimize ait anılar bir köşede öylece yıllara meydan okuyor. Çok eğlenerek gezdiğimiz müzeydi. Mutlaka uğrayın.


Papirüs Cafe

Şehrin en etkilendiğim köşesi. Kocaman bir konağın avlusuna giriyorsunuz ve hava soğuk olduğu için avluda kimse yok, evin kapısına yönleniyoruz. Birbirinden geçilerek geçiş yapılan odalar, ortada yanan sobanın sıcaklığı ile karşılaşıyorsunuz. Müze gezmenin yorgunluğu bir kahve ile çıkar, Antep’te iseniz bir menengiç kahvesi içilir. Kahveler bitince avluda fotoğraf çekiliyoruz. Avluda karşılıklı iki tane ev var. Karşı konak olduğu gibi korunuyor. ‘Kara Nazaryan’ ailesine ait bu taş konak, yıkılmak üzere ama bütün ihtişamı ile sizi büyülüyor. Odalarındaki resimler ve işlemeler duruyor. Üç oda bir antreye açılıyor ve burasıda kocaman bir balkona çıkıyor. Şimdi sarmaşıklarla kaplı avluya yukarıdan bakıyorsunuz. Ahşap işlemeli kapıları kocaman camları ile bir süre konakta zaman geçiriyoruz. Odanın biri daha düzenli ve orada gelin-damat fotoğrafları çekiliyordu. Diğer oda neredeyse çatısı çökecek durumda, ortada bir sandalye ve masada bir kitap vardı. Kitabı açıyorum, elektronlar, atomlar, avogadro sayısı ile karşılaşıyorum. Bir Kimya Mühendisi olarak, bu konakta kendime dair izler bulunca seviniyorum. Aidiyet hissi, mekan da yaşama dair parçalar bulmak huzur verdi. Bir parçacımızı bizde konakta bırakarak ayrılıyoruz.




Bey Mahallesi Sokakları

Ermeni evlerinin, taş konakların bulunduğu hali hazırda her yerde restorasyonların devam ettiği sokaklarda biraz yürüyoruz, burası hem yokuş hem de uzun taş duvarlardan konakları görmeniz biraz zor. Çoğu otel ya da Cafe ye dönüştürülmüş. Evlerin birçoğunun altında geniş mağaralar var. Buralarda yiyeceklerin saklandığı kocaman küpler bulunuyormuş. Mimari oldukça etkileyici ve şaşırtıcı.


Gümrük Han - Tarihi Yenihan (Kaleoğlu Mağarası) - Zincirli Bedesten

İmam Çağdaş’ın bulunduğu Gümrük caddesi üzerinde birkaç tane Han ve Bedesten bulunuyor. Gümrük caddesi şehrin çarşılarını kaleye bağlıyor. Bütün Hanların avlusuna masalar kuruluyor ve çay-kahve, nargile içip, bir şeyler atıştırabilirsiniz. 

Gümrük Han

Hanlar arasında daha ufak ve derli toplu olanı, bahçesinde çift renk köpük yapan bir cafe var. Mola vermek için güzel bir alternatif olabilir.

Millet Han

Gümrük Cad. üzerinde Gaziantep Kalesine doğru ilerlerken, hanlar arasında en hareketli olanına denk geliyoruz. İçeride çiğ köfte servisi ve canlı müzik başlamış. Pazar öğleden sonra Kapıdaki çocuk menengiç kahvesi yapıyor. Bize anlatmaya başlıyor, yanında menengiçin macum kıvamında çekilmiş hali var, közde süt ısındıkça menengiçi yavaş yavaş ekliyor. Menengiç kahvesi yapmayı yol üzerinde öğreniyoruz.

Tarihi Yenihan (Kaleoğlu Mağarası)

Kocaman bir Han, Kaleoğlu mağarasına hanın içinde bulunan bir cafeden geçerek inebiliyorsunuz. Mağara tamamen cafeye çevrilerek, sedirler kurulmuş. Ancak nemli ve kapalı bir alan olduğu için Astımı olanlara pek uygun bir yer değil. Bakıp çıkabilirsiniz. 


Zincirli Bedesten

Halk arasında Kara Basamak Bedesteni olarak bilinen zamanında sebze-meyve hali olarak planlanan L şeklindeki kapalı çarşı. İçeride baharatçılar, bakırcılar, ahşap oyuncaklar bulabilirsiniz. Özellikle zeka geliştirici ahşap oyuncak dükkanı, bedestende ilgi topluyor. 


Bakırcılar Çarşısı

Zincirli Bedestenin 3 kapısı var, alt taraftan çıkınca Bakırcılar Çarşısı ile birleşiyor. Bakırcıların yan yana sıralandığı, gözünüzün alabildiğine bakır eşyaların süslediği bir sokak. Hanlar öyle içiçe geçmiş ki buradan başka hanlara bağlanabilirsiniz. Bakırcıları gezerek, işlemeleri ve oymaları inceliyoruz. Burada Han’ın sonunda dükkanın önünde Menengiç çeken bir yer bularak, taze çekilmiş pekmez kıvamında menengiç alıyoruz. 

Menengiç genelde toz halinde satılıyor. Toz formu süt tozu ile birleştirilerek, fabrikasyon bir işlem ile elde ediliyor. Asıl Antep’te içtikleriniz süt ve macun kıvamında çekilen Menengiçten yapılıyor. Menengiç tohumu makinelerde ezilerek, yağı çıkartılıyor ve pekmez kıvamında macun elde ediliyor. Cezvede ısıtılan sütün içinde kaşık kaşık alınarak eritilerek pişiriliyor. Menengiç az olmaması lazım, kıvamını ayarlamanız gerekiyor. Süt ile birleşen kavruk fıstık tadını çok seviceksiniz.
Yemen’den Halep’e oradan ustaların babadan oğula aktarılan el işçiliği ile günümüze kadar yemeni üretimi devam etmiş. Rengarenk, model model deri yemeniler hemen  gözünüze çarpıcak. Önceden deri renginde üretilen yemeniler günümüzde rengarenk farklı modellerde üretiliyor. Yemenici Hayri Usta, Hollywood filmlerine bile Gaziantep’ten yemeni gönderen bir zanaatkar.  


Almacı Pazarı

Baharatçıların ve Güllüoğlu’nun ilk minicik dükkanının olduğu her yerde kuru patlıcan, kabakların sallandığı rengarenk bir han. Buradan ipek kırmızı pul biber alabilirsiniz. Patlıcan, kabak, biber kurusu almak içinde iyi bir yer.

Hamam Müzesi

Hamam kültüründen uzak büyüyen, evde bol su ile yıkanmayı seven bir nesil için Hamam kültürüne tanık olmak ve geçmişe gitmek ilgimi çekiyor. Hamam adetleri, kullanılan eşyalar, odalar ve hamam muhabbetleri ile dönemi yaşıyorsunuz. 

‘Berberin Solumazı,Tellağın Terlemezi,Kahvecinin Söylemezi..’

Emine Göğüş Mutfak Müzesi

Ali İhsan Göğüş doğduğu evi belediyeye bağışlayarak, müzeye dönüştürülmesini istiyor. Antep’in mutfak kültürü ve sofraları ile karşılaşıyorsunuz. Evlerde mutfak bahçede yer alıyor. Bakır kaplar, sahanlar arasında Antep lezzetlerini tanıyorsunuz. Kısa sürede gezebileceğiniz bir müze.


Medusa Cam Etnografya Müzesi

Bir konak içine kurulan müzede MÖ. ye ait cam eserler, tanrıça heykelleri sergileniyor. Medusa heykellerinin yanı sıra, ilk çağlara ait taştan bebek arabaları heykellerini görebilirsiniz. Medusa, Yunan mitolojisinde dişi yeraltı canavarı. Müze girişi 4 TL.

Antep Kalesi

Kaleyi gezecek halimiz kalmadığından etrafında tur atarak, kaleyi seyrediyoruz. Kalenin etrafında bakırcılar, yemeniciler ve gümüşçüler var. Buraları Cumartesi günü gezmenizi tavsiye ederim, Pazar günü birçok dükkan kapalıydı.


Zeytin Han

İklim sebebi ile Kasım ayında hala sokaklarda çeşit çeşit zeytin satılıyordu. Özellikle Kalenin çevresinde kasa kasa zeytinler hazırlanmak için bekliyordu. Zeytin Han, kalenin karşısında baharattan sabuna, kuru gıdaların hepsi paketlenerek satıldığından güvenle alışveriş yapabilirsiniz. Aslında mağaza diyebiliriz. Kendi çektikleri özel kahveler için ayrı bir bölüm oluşturmuşlar. Nar ekşisini mutlaka tadın. Baharat ve kuru dolmalıkları buradan alıyoruz.


MSM

Antep’te yöresel yemekler denemek istiyorsanız buraya mutlaka gidin. Antep mutfağının tatlı-ekşi meyveli yemekleri, kuru dolmaları ile birbirinden lezzetli yemeklerini deneyebilirsiniz. Restoran, oldukça görkemli ve fiyat-mekan karşılaştırmasına bakarsanız, fiyatlar uygun kalıyor. Tadım menülerinin yanı sıra, ayrı olarak da sipariş verebilirsiniz. 
Son akşam elimizde alış-veriş torbaları ve çantalarımızda gidince pek hoş olmasa da, Antep’te yediğimiz en iyi yemekler diyebilirim. Taksici bizi getiren taksicinin Mutfak Şeysi dediği bu güzel mekanda neler yedik;
  • Tadım dolma tabağı; kuru patlıcan,kabak,acur, domates dolması, sarma
  • Ekşili köfte, kuzu eti ve bulgur köfteleri
  • Ayvalı Taraklık, kuzu pirzola, ayvalarla pişirilmiş.
  • Astarlı sütlaç, şekersiz muhallebi üzerine, zerde ile yapılmış bir sos ve tatlanması için meyvelerle servis ediliyor.
  • Gavurdağ salatası, taze yeşil ceviz ile servis edilmişti, bu mevsimde taze ceviz beni şaşırtsada, tadına bayıldım.

4 kişi ortaya söylediğimiz yemeklere 100 TL ödüyoruz.

Gaziantep'ten Yapmadan Dönmeyin..
  • Antep mutfağının eşsiz lezzetlerini tatmadan,
  • Baklavaya doymadan, 
  • Menengiç kahvesi ve zahter çayı içmeden,
  • Tahmis kahvesinde eski kahve kültürünü yaşamadan,
  • Bey Mahallesi sokaklarında tarihe yolculuk yapmadan,
  • Şehirdeki müzeleri, hanları, hamamları gezmeden,
  • Beyran ın tadına bakmadan, 
  • Mozik müzesinde devasal mozaikleri görmeden,
  • Sevdiklerinize baklava almadan,
  • Kendinize bir çift yemeni hediye etmeden,
  • Vaktiniz var ise Antik kentleri gezerek,
  • Fırat Nehrinde tekne turu yapmadan...



Antep Mutfağı Nerede - Neler Yenir?
  • Baklava, Antep’te ne yenir sorusunun bir sürü cevabı varken, baklava önceliği hakediyor. Şehirde her yemek yediğimiz yerde ve baklava denemesi yaparak, en güzel baklavanın peşinde koştuk. Unutamadığımız 2 lezzet var

Halil Usta’nın havuç baklavası ve Koçak’ın kare ve kaymaklı-yaprak şöbiyeti.. Hediyelik baklava almayı planlıyorsanız mutlaka Koçak’tan alın derim. 
  • Katmer, Zekeriya Usta’nın katmeri incecik hamura arasında fıstık şöleni gibi.. Antep’te bol fıstık, az şeker var.
  • Kebap, yemek istiyorsanız adres çok. Yolunuzun düştüğü, karınızın acıktığı her yerde, kebap yemek lazım. Halil Usta, İmam Çağdaş oldukça iyi adresler. Halil Usta da yediğiniz etleri başka bir yerde yiyemeyebilirsiniz. Et olarak neler mi var; küşleme, simit kebabı, baharatlı/baharatsız kıyma, kısabel..
  • Ali Nazik, İmam Çağdaş’ta yediğimiz unutulmaz tatlardan. İstanbul’da ali nazik yemediğimizi söyleyebilirim.
  • Lahmacun, biz kırmızı bol domatesli lahmacunlara alışık iken, orada kıymalı-maydanozlu çıtır lahmacunu mutlaka deneyin.
  • Beyran, sarımsak, pilav,et,et suyu ile yapılan, öğlene kadar servis edilen taneli bir çorba. Metanet ya da Zekariya Usta da yiyebilirsiniz.
  • Gavurdağ salatası, evet salata.. Antep’in nar ekşisi, cevizinden mi bilinmez, salatayı kaşık kaşık yedikten sonra suyunu tabakta bırakamazsınız.
  • Antep Fıstığı, almadan dönmeyelim diyorsanız toptancıları tercih edebilirsiniz. Tahmis Kahvesinin ilerisinde solda toptancılar var. Çeşit çeşit antep fıstığı bulabilirsiniz. Gittiğiniz yılın hasatından alın, yoksa İstanbul'un nemli koşullarında saklayamayabilirsiniz. Bozdemir Ticaretten kilo kilo, kalan paramızı fıstığa yatırdık. Kredi kartı böyle ufak üreticelerde geçmiyor. Yanınızda mutlaka nakit taşıyın. 
  • Antep mutfağının; ayvalı taraklık, ekşili köfte, astarlı sütlaç, dolma denemek isterseniz adres MSM (Mutfak Sanatları Merkezi).


Gaziantep’ten Neler Alınır? 
  • Antep Fıstığı
  • Zahter otu
  • Yemeni
  • İpek pul biber
  • Bakır süslemeler ve eşyalar
  • Menengiç kahvesi
  • Baharat, kurutulmuş kabak, patlıcan, biber, domates



Gaziantep Müzeleri
  • Zeugma Müzesi
  • Atatürk Anı Müzesi
  • Ali İhsan Göğüş Müzesi
  • Gaziantep Oyun ve Oyuncak Müzesi
  • Hamam Müzesi
  • Savaş Müzesi
  • Emine Göğüş Mutfak Müzesi
  • Medusa Cam Eserler Müzesi
Gaziantep Hanları
  • Zincirli Bedesten
  • Bakırcılar Çarşısı
  • Almacı Pazarı
  • Gümrük Han - Tarihi Yenihan (Kaleoğlu Mağarası) 
  • Zincirli Bedesten
  • Zeytin Han
  • Bayazhan

Gaziantep Kastelleri


Gaziantep müzeleri, hanları, hamamları, çarşıları ve yemekleri ile geçmişten günümüze Anadolu topraklarını yakından tanımanızı sağlıyor. 
Şehrin ortasından geçen dereye karşı Gaziantep’te evlerde su sıkıntısı yaşanyormuş. Evlerde yıkanamayan halk için hamamlar kurulsa da evlerin ihtiyacı birşekilde karşılanmalıydı. Yer altı sularının kullanımı için mağaramsı yapılar, Kastel ler oluşturulmuştur. Dinlenme, abdest alma, çamaşır yıkanma amaçlı kullanılan Kasteller şehrin önemli yapılarından. Ayrıca yeraltı suları livas adı verilen kanallar ile toplanarak, evlere su dağıtımı yapılmaktaymış. Gezebileceğiniz Kasteller;
  • Şeyh Fethullah Kasteli
  • İhsan Bey Mescidi ve Kasteli
  • Pişirici Mescidi ve Kasteli
  • İmam-ı Gazali Kasteli
  • Ahmet Çelebi Kasteli
  • Kozluca Kasteli

Gaziantep'te 2 günden fazla kalmayı planlıyorsanız, Fırat Nehri üzerinde tekne turu yaparak Rumkale'nin eşsiz doğa güzelliğini ve tarihi köyü mutlaka görün. Fırat'ın Altın Gerdanlığı birçok döneme tanıklık etmiş. Dülük antik kentini, Belkıs köyündeki kazı çalışma alanını ziyaret edebilirsiniz. 

Belkıs Köyü
''Gaziantep İli, Nizip ilçesinin . doğusunda, Birecik Baraj gölünün kıyısında, yeni Belkıs köyünün yakınında yedi tepe üzerine kurulmuş antik bir kenttir. Yaklaşık olarak 21 bir dekarlık bir arazi üzerinde yer almaktadır.''* 
Rumkale
Fırat nehri üzerinde sarp kayalarla çevrili yüksek bir tepeye kurulan köy, şimdilerde üç tarafı baraj gölü ile çevrelenmiştir. Gaziantep şehir merkezinden 65 km uzaklıktadır. 
 ''Rumkale'ye ulaşım için iki güzergâh bulunmaktadır. Birinci güzergah, Gaziantep'in Yavuzeli ilçesinden doğuya doğru yaklaşık olarak . gidilince kasaba köyünün güney eteğindeki Rumkale'nin karşı kıyısına ulaşılır. Rumkale'ye geçmek için Kasaba köylülerine ait küçük balıkçı teknelerini ve Gaziantep Valiliğine ait tekneyi kullanmamız gerekmektedir.
  İkinci güzergah ise, Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesi olup, ilçeden teknelerle kaleye ulaşım sağlanır. Her ne şekilde giderseniz hafızalarınızda yıllarca unutamayacağınız güzelliklerle birlikte geri dönersiniz.'' **
* Detaylı bilgi için tıklayınız.
**Detaylı bilgi için tıklayınız. 
Aralık, 2017